13 Nisan 2021 Salı

Sinan Boran yazdı | Garê zaferi, yeni anayasa tartışmaları ve AKP-MHP ittifakının programı

Faşist şeflik rejiminin Anayasa gündemine alternatif anayasalar ileri sürerek dahil olmak, Erdoğan'ın zehirli yemini yutmaktan başka bir sonuç vermez. Yapılması gereken, faşist şefin ve AKP-MHP ittifakının, faşizmin egemenliğini mezar sessizliği düzeyine vardırmayı; işçilerin, kadınların, gençlerin, yoksulların, Kürt halkının, Alevilerin, sanatçıların, aydınların dillerini, ellerini, ayaklarını bağlanmayı hedefleyen bir Faşist Şeflik Rejimi Anayasası peşinde olduğunu en geniş yığınlara göstermek için inatçı bir teşhir çalışması yürütmek, faşizme karşı özgürlük mücadelesini yükseltme zorunluluğu ajitasyonunu yoğunlaştırmak ve bunun pratiğini geliştirmektir.

Faşist şeflik rejimi, stratejik önem atfettiği Garê işgal saldırısında yaşadığı yenilginin şokundan kurtulamıyor. Gerilla, 40 uçaktan ve 20 helikopterden oluşan hava gücüne dayalı devasa teknik askeri üstünlüğe güvenen ve halktan "Çarşamba günü" vereceği müjdeleri dinlemesini isteyen Faşist şef Tayyip Erdoğan'ı, önce dilini yutmaya, sonra "başaramadık" açıklaması yapmaya mecbur etti. Yalnızca faşist şef değil, bakanlarından başgeneraline, saray cuntası üyelerinden medya borazanlarına, askeri stratejist-prof vb. etiketli televizyon papağanlarından Bahçeli-Perinçek gibi ırkçı faşist halk düşmanlarına uzanan bir çevre aynı şokun girdabında kıvranıyor. Yalan ve demagojiye sarılarak, moral bozukluğunun AKP-MHP ittifakını destekleyen kitle üzerinde ağır bir etki yaratmasını, bu ırkçı ve politik İslamcı faşist ittifaka memnuniyetsizlik ve öfke duyan kitlelerde mücadele kararlılığı mayalamasını önlemeye çalışıyor. Ne var ki, durum her geçen gün onların aleyhine gelişiyor.

Faşist şeflik rejiminin, dolaylı darbelerin önünü kesmek, olayların gidişine yeni bir yön vermek için giriştiği ikinci Yenikapı hamlesi de Garê yenilgisinin yarattığı politik ve toplumsal atmosfer içinde bozguna uğradı. Yenilginin üzerini örtecek, yığınlara bol kepçe şovenizm uyuşturucusu enjekte edecek ve "milli düşman" fetvasıyla HDP'nin kapatılmasının ön koşullarını hazırlayacak ortak bir açıklama örgütlemeyi, başka bir ifadeyle bir "milli duruş şovu" sahnelemeyi başaramadılar. Faşist şeflik rejiminin Garê bozgunu ve yaşadığı şok, politik korkaklıkta birbirleriyle yarışan, birinciliği Kılıçdaroğlu'nun elinde tuttuğu burjuva muhalefetin, ortaya bazı sorular atarak, saray cuntasını ve hükümetini sıkıştırmaya, teşhir etmeye girişmesi, başta Tayyip Erdoğan olmak üzere, faşist şeflik rejimi temsilcilerinin sinir sistemini çökertti.

Garê yenilgisinin, ABD'nin, 13 esirin ölümü konusunda, Türk burjuva devletini iki şüpheli taraftan biri ilan etmesine yol açması, faşist şeflik rejiminin acısını biraz daha şiddetlendirdi, hala etkisi altında bulunan kitleler içinde prestijini darbeledi.

Bunlara karşın, gerillanın, başta ABD olmak üzere NATO'nun, Garê saldırısında yol verdiği Türk sermaye ordusunu yenilgiye uğratması, ezilenler cephesinde coşku ve umut yarattı. Mücadele dinamiklerinin azmini biledi.

Garê zaferi, dört parçadaki Kürt halk kitlelerini, sömürgeciliğin kilit önemde bir muharebede yenilgiye uğratılmasının onuru ve coşkusuyla donattı. Kitlelerin yüreklerine yeni bir cesaret döneminin tohumlarını ekti. Kendini açıkça yansıtsın veya yansıtmasın, Güney Kürdistan'da PKK'ye kitle sempatisini güçlendirdi. İşgalci sömürgecilerle işbirliği yapan KDP'nin, Güney halkının yeni kesimlerinin öfkesini üzerine çekmesine yol açtı.

Garê zaferi, Irak Arap halkının Türk burjuva devletinin işgal saldırılarına öfke duyan kesimlerinde açık bir sempati uyandırdı. Bu sempatinin, PKK şahsında, ulusal demokratik mücadeleye ve dolayısıyla Rojava'daki Kürt-Arap birleşik mücadelesine bakış açısında değişiklikler örgütlemesi sürpriz olmayacaktır.

Garê zaferi, Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da, kitlelerin haletiruhiyesinde bir dalgalanma yarattı, faşist şeflik rejimine karşı kitle güvensizliğini genişletti. Boğaziçi direnişi etrafında gelişen, onur ve özgürlük bayrağını yükseltme, cüretle donanma ve başarıya adanma isteğini güçlendirdi. Kuzey Kürdistan'da, kitlelerin faşist sömürgeci terör cenderesini kırma, korkuyu yenme arzu ve çabalarını körükledi. Devrimci demokratik mücadeleye moral ve mücadele azmi taşıdı.

Kuşkusuz faşist şeflik rejimi bütün bunların farkında ve bilincinde. O nedenle yalana dayalı faşist psikolojik savaşı yoğunlaştırarak ve faşist devlet terörünü şiddetlendirip yayarak kontrolü kaybetmemeye çalışıyor. Yegane silahı bu. Ona sımsıkı sarılmış durumda. Belirli durum ve koşullarda çok etkili, sonuç alıcı bir silah olduğuna şüphe yok. Fakat 20 Temmuz 2105'ten sonraki sürecin yeni bir evresinde veya kavşağında bulunduğumuz, işçilerin ve ezilenlerin ekonomik-demokratik talepli eylemlerinin sıklaştığı ve yaygınlaştığı, kitlelerin korku duvarını aşma özlem ve isteğinin yoğunlaştığı, yaşam ve çalışma koşullarından memnuniyetsizliğin yüzde 70'lere tırmandığı, kitle uyanışına öncülük edecek tek tek ve birleşik politik öznelerin mücadeleyi büyütme iddiasının güçlendiği, faşist şeflik rejiminin her gün yeni bir konu üzerinden teşhir olduğu, savunma pozisyonuna geçtiği bu yeni eşikte, yalana dayalı faşist psikolojik savaşın ve faşist terörün amaçlananın tam tersi bir etki yapması, bir özgürlük isyanını koşullaması seçeneği güçlenmiş bulunuyor. Garê zaferi, faşist şeflik rejimini içine düşürdüğü durumla, bu seçeneği kuvvetlendirdi.

FAŞİST ŞEFİN, AKP-MHP İTTİFAKININ ANAYASA PLANI
Faşist şef Tayyip Erdoğan "yeni", "sivil", "kurucu" vb. nitelemelerle yeni bir Anayasa yapılması çağrısında bulundu. Burjuva muhalefet partileriyle birlikte çalışmak istediğini açıkladı. Değişik kesimlerin yeni anayasa hazırlıklarına katılımını beklediğini ifade etti. Konu gündem haline geldi. Bolca havanda su dövüldü. Faşist şeflik rejiminin siyasi programı ve hedefleri yeterince açık olduğu halde Anayasal hayaller kurmaya girişenler oldu.

Faşist şef neden yeni bir Anayasaya ihtiyaç duyuyor? Hangi zorunluluk veya zorunluluklar, onu buna yönlendiriyor? Neyi amaçlıyor?

İşçilerin, kadınların, gençlerin, emekçi yoksulların, Alevilerin, ulusal toplulukların, Kürt halkının mayalanan isyan tehlikesini yatıştırmak ve saltanatını korumak için bazı tavizler mi vermek istiyor?

AB'yle ilişkilerini düzeltmek, AB imkânlarından yararlanmak için kimi politik düzenlemeler mi yapmayı amaçlıyor?

Apaçık ki hayır.

Yeni Anayasa istek ve hedefini iki gerçek koşulluyor.

1) Yönetememe krizinin derinleşmesi:

Erdoğan'ın başında bulunduğu faşist şeflik rejimi, temel çerçevesi itibarıyla 12 Eylül cuntasının mührünü taşıyan yürürlükteki Anayasayla bile, üstelik onu dilediğince çiğnediği halde yönetemiyor. Yaptığı her şeyi, söylediği her sözü, verdiği her emri "millet iradesi", "anayasal-yasal uygulama" kılacak bir anayasa istiyor. Faşist şeflik rejimiyle mevcut anayasa ve yasalar arasındaki tüm sürtünme noktalarının ortadan kalkmasını hedefliyor. Örneğin, Anayasa Mahkemesi, içeriğinden bağımsız olarak, faşist şefin emir ve yönlendirmesiyle verilmiş hükümet, meclis, mahkeme ve yargıtay kararlarını iptal etmemeli, HDP gibi partiler, Tabipler Birliği gibi meslek örgütleri, dernekler, vakıflar, çevre örgütleri, sendikalar, basın-yayın organları, işçiler, kadınlar, öğrenciler, akademisyenler, Aleviler, antikapitalist Müslümanlar, ulusal topluluklar, Kürt halkı "huzur bozmamalı", faşist şeflik rejimine engel ve zorluk yaratmamalıdır. Faşist şeflik rejiminin çıkarları, ihtiyaçları onu gerektiriyorsa, burjuva muhalefet partilerine bile kayyum atanabilmelidir. Anayasa işte bunları "güvencelemeli"dir.

2) HDP'yi kapatma ve faşist şefin seçim kaybetme seçeneğini ortadan kaldırma mecburiyeti:

Faşist şeflik rejimi ‘HDP'ye yasallık tanıyan bir Anayasayla yönetemiyoruz, yönetemeyiz' diyor. Böylelikle egemenlerin yönetememe krizinin ulaştığı boyutu da gözler önüne seriyor. Bu durum, AKP-MHP ittifakının, işçilerin ve ezilenlerin örgütlü hareketinin kitlesel merkezi, halkların birleşik mücadelesinin demokratik cephesi, özgürlük, adalet ve halklara eşitlik talebinin güçlü dinamiklerinden biri olan HDP'yi kapatmak ve aynı tipten bir partinin kuruluşunu imkânsız hale getirmek istemesini koşulluyor. Bu konuda demokrasi vb. üzerine demagojik söylemlerden vazgeçmeyi göze almasına yol açıyor.

İkincisi, halklarımızın saflarında, demokratik hak ve özgürlük taleplerinin, adalet talebinin, politik özgürlük, cinsel ve ulusal eşitlik taleplerinin büyüdüğünü, yaşam ve çalışma koşullarının kötüleşmesinden, işsizlikten duyulan memnuniyetsizliğin şiddetli bir öfkeye dönüşmeye başladığını gören saray cuntası, faşist devlet terörünü en boğucu hale getirerek, tutuklamayı sıradanlaştırarak bunun bir isyana ya da ezilenlerin ayaklanmasına dönüşmesini engellemeyi yeterli bulmuyor. Bir "seçim isyanını" da önlemek, faşist şefin seçim kaybetme ihtimalini ortadan kaldırmak, seçim iptali vb. konularda en elverişli anayasal-yasal dayanakları oluşturmak istiyor.

Anayasa ve yasaların, her iki isteğini yerine getirecek tarzda düzenlenmesini hedefliyor.

Bugün, faşist şeflik rejiminin Anayasa gündemine "nasıl bir anayasa" zemininde dahil olmak, alternatif anayasalar ileri sürmek, Erdoğan'ın zehirli yemini yutmaktan başka bir sonuç vermez. Yapılması gereken, faşist şefin ve AKP-MHP ittifakının, faşizmin egemenliğini mezar sessizliği düzeyine vardırmayı; işçilerin, kadınların, gençlerin, yoksulların, Kürt halkının, Alevilerin, sanatçıların, aydınların dillerini, ellerini, ayaklarını bağlanmayı hedefleyen bir Faşist Şeflik Rejimi Anayasası peşinde olduğunu en geniş yığınlara göstermek için inatçı bir teşhir çalışması yürütmek, faşizme karşı özgürlük mücadelesini yükseltme zorunluluğu ajitasyonunu yoğunlaştırmak ve bunun pratiğini geliştirmektir.

TAYYİP ERDOĞAN-DEVLET BAHÇELİ FAŞİST İTTİFAKININ PROGRAMI
AKP-MHP arasında değişik konularda görüş ayrılıklarının çıkmasında, karşıtlıklar oluşmasında, sözel çatışmalar yaşanmasında şaşılacak bir yön bulunmuyor. Mali, iktisadi ve bürokratik arpalıklardan pay alma eksenli olanları bir yana bıraksak bile öncü mücadele kuvvetlerinin yok edilememesi, belirli talepleri maddileştiren kitle dinamiklerinin her an alev alabilecek konumda olması, en geniş yığınların demokratik hak ve özgürlük isteklerinin onları politik itiraza yöneltmesi koşullarında yönetememe kriziyle bağlı bu tipten çatlakların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bunun AKP içindeki yansımaları da kimse için sır sayılmaz.

Buna karşın, ülkücü ve politik İslamcı faşist ittifak hâlihazırda karşıdevrimin merkezidir ve taktik sorunlar nedeniyle dağılması beklenmemelidir. Aralarındaki gerilimlere abartılı politik anlamlar biçmek, bu ittifakın neyin üzerinde kurulduğunu gözardı etmek olur.

Dolaysızca Erdoğan ve Bahçeli tarafından yürütülen bu halk düşmanı ittifakın,

PKK'nin yok edilmesi, Kürt ulusal demokratik taleplerine dayalı mücadelenin, ulusal özgürlük isteğinin ezilmesi için soykırım dahil her yöntemin kullanılması,

Rojava devriminin boğulması, Güney Kürdistan'ın boyunduruk altına alınması, Kerkük ve Musul'un bir çeşit Hatay haline getirilmesi,

Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da mücadele yürüten devrimci partilerin ve grupların fiziki olarak ortadan kaldırılması,

Alevi dinamiğinin dağıtılması, devlet Aleviliğinin egemen kılınması,
İşçilere ve ezilenlere kölece bir teslimiyetin kabul ettirilmesi, sendikaların, DKÖ'lerin ele geçirilmesi eksenindeki bir programa dayandığı unutulmamalıdır.

Bu politik program, tüm diğer kontrgerilla aparatlarıyla birlikte AKP-MHP cephesinin birleştirici harcıdır. Faşist şefler Erdoğan ve Bahçeli bu programa sıkı sıkıya bağlıdır. Faşist şeflik rejimi bu programı uygulamanın zorunlu temel koşulu ve güvencesi olarak görülmektedir. O nedenle de AKP-MHP arasında şu ya da bu konu etrafında çıkmaya devam edecek görüş ayrılıkları ve gerilimlerin yeni uzlaşmalarla giderilmesi hala temeldir. Kuşkusuz ki ittifakta hegemonya faşist şefin ellerindedir.

Tüm dikkat bu programa karşı, özgürlük, adalet, halklara ve kadınlara eşitlik mücadelesinin yükseltilmesi ve faşist karşıdevrim merkezinin dağıtılması görevine odaklanmalıdır. Faşist şeflik rejimini yıkma savaşımını başarıyla yürütmeye elverişli siyasi ve toplumsal koşullar hızla olgunlaşmaktadır. Sokaklara, meydanlara, fabrikalara, üniversite ve liselere, emekçilerin kent ve kırdaki yaşam alanlarına, yolcu otobüslerine varıncaya dek her yere yaygınlaştırılan faşist terör, yasak ve baskılar, insan onuruna saldırılar, sarayın keyfilikleri ve küstahlığı, işsizlik, pahalılık ve yoksulluk, gizlenemez hale gelen yolsuzluklar ve binbir çeşit adaletsizliğin hazırladığı öfke, kentlerin damarlarında dolaşmakta, temposunu giderek artırmaktadır.