13 Nisan 2021 Salı

Kazandık, yine kazanacağız!

Gökhan örneğinde, yasadışı kaçırmayı, gizli gözaltı merkezine kapatmayı ve sistematik işkence yapmayı içeren kontrgerilla pratiği, faşist şeflik rejiminin bundan sonraki siyasi güzergahını yeterli netlikte ortaya koyuyor. Erdoğan'ın "hukuk ve ekonomi reformu" söyleminin Batılı emperyalist devletlere ve mali sermaye tekellerine güvence verme ötesinde bir anlam taşıyabileceği, Adalet Bakanı ile İçişleri Bakanı'nın dalaşmasında dışa vuran siyasi çatlağın Saray iktidarında bir siyasi yumuşama işareti sayılabileceği, HDP'nin kapatılması çığırtkanlığında AKP ile MHP arasındaki nüanstan demokratik bir nefeslenme fırsatı doğabileceği gibi boş beklentilerle oyalanma pratiği ise, politik özgürlük mücadelesi saflarına bulaştığı ölçüde, kıyasıya eleştirilmekten başka bir şeyi hak etmiyor.

"Gökhan Güneş nerede?" ve "Sağ aldınız, sağ istiyoruz!" sloganlarının günlerce sokaklarda yankılanmasının ardından, Gökhan bulundu.

Ailesi ve yoldaşları, ESP ve SGDF, çeşitli devrimci ve antifaşist parti ve örgütler, gözaltında kaybedilenlerin yakınları ve demokratik kitle örgütleri faşist şeflik rejimini eylemin diliyle sorguladı, yeni bir gözaltında kaybetme saldırısına direndi, sonunda Gökhan'ı faşizmin elinden çekip aldı.

1990'lı yıllardaki sömürgeci faşist devlet terörünün başlıca simgelerinden biri olan "Beyaz Toros", bu kez faşist politik İslamcı şef Erdoğan'ın kumandası altında, tekrar sahneye çıktı. Saray darbesinden sonra faşist şeflik rejimi eliyle yeniden kurgulanan, önce Gülen cemaati mensupları üzerinde denemeleri yapılan gözaltında kaybetme saldırısı, bu aşağılık kirli savaş silahı, asıl hedefine, yani devrimci ve komünist güçlere yöneltilmeye başladı. Fiili meşru mücadele sahasında komünist öncü, kararlılıkla göğüslediği ardışık gözaltı-tutuklama saldırılarını takiben, bir de gözaltında kaybetme saldırısıyla karşı karşıya kaldı.

Komünistler, '95 baharında "Hasan Ocak'ı sağ aldınız, sağ istiyoruz" şiarıyla başlatılan, politik etkisi dalga dalga yayılan, Cumartesi Anneleri'nin bir araya gelmesini ve Galatasaray mevzisinin filizlenmesini sağlayan antifaşist taarruzla diktatörlüğün bu faşist kirli savaş yöntemini nasıl püskürttülerse, bugün de, hem öncü iradeyi konuşturarak ve hem de birleşik tarzda hareket ederek büyüttükleri antifaşist mücadeleyle, Gökhan'ın gözaltında kaybedilmesine izin vermedi.

Bu beş günlük dişe diş mücadele boyunca, İstanbul Valiliği, Çağlayan Adliyesi, Aksaray-Vatan polis merkezi, İkitelli polis karakolu, Galatasaray Meydanı, Arena Park, İstanbul'un emekçi mahalleleri Gökhan'ı faşizmin elinden çekip alma amaçlı seri eylemlerin adresleri oldu. Bu eylemlerde yükselen direniş sesi, İzmir'den Adana ve Ankara'ya, Eskişehir'den Mersin ve Dersim'e kadar bir dizi kentte derhal karşılık buldu. Avrupa'nın dört bir yanında, Türkiyeli ve Kürdistanlı göçmenler de aynı sese eşlik etti. Halkın vekilleri bu öfkeli ve kararlı sesi burjuva meclisin salonlarına taşıdı. Faşist şeflik rejiminin hiç ummadığı bir hızla örgütlenen mücadele, onu suçüstü yakaladı, zora soktu ve amacına ulaşmasını engelledi.

Mücadele edenler işte böyle kazandı!

Gökhan örneğinde, yasadışı kaçırmayı, gizli gözaltı merkezine kapatmayı ve sistematik işkence yapmayı içeren kontrgerilla pratiği, faşist şeflik rejiminin bundan sonraki siyasi güzergahını yeterli netlikte ortaya koyuyor. Erdoğan'ın "hukuk ve ekonomi reformu" söyleminin Batılı emperyalist devletlere ve mali sermaye tekellerine güvence verme ötesinde bir anlam taşıyabileceği, Adalet Bakanı ile İçişleri Bakanı'nın dalaşmasında dışa vuran siyasi çatlağın Saray iktidarında bir siyasi yumuşama işareti sayılabileceği, HDP'nin kapatılması çığırtkanlığında AKP ile MHP arasındaki nüanstan demokratik bir nefeslenme fırsatı doğabileceği gibi boş beklentilerle oyalanma pratiği ise, politik özgürlük mücadelesi saflarına bulaştığı ölçüde, kıyasıya eleştirilmekten başka bir şeyi hak etmiyor.

Durum açık: Bütün devrimci ve demokratik mücadele dinamiklerini yok etmeyi, faşist şeflik rejiminin toplumsal ve siyasal olarak pekiştirilmesinin önündeki bütün engelleri ortadan kaldırmayı, emekçilerin ve ezilenlerin beynini ve yüreğini korkuyla teslim almayı, Türkiye ve Kürdistan'ı böylece tam bir mezarlık sessizliğine boğmayı amaçlayan faşist devlet terörü son sürat devam ediyor. Faşist psikolojik savaşa malzeme üretmek üzere HDP Esenyurt ilçe örgütünün basılmasıyla ve HDP'ye hazine yardımının kesilmesinin tasarlanmasıyla, sonunda birleşik demokratik cephe partisinin yasaklanacağı bir sürecin işletildiği ortada. Rojava'da haftalardır Ayn İsa'ya saldırmakta olan faşist sömürgeciliğin savaş bakanının geçen haftaki Bağdat ve Hewler temaslarıyla, ABD ve Rusya'nın olası tutumlarına dair sömürgeci işgal hırsı dolu politik-diplomatik analizlerle, Şengal'i hedefleyen yeni ve yakın bir işgal saldırısının son hazırlıklarının yapıldığı ortada. Gezi-Haziran ayaklanmasına katılanlar hakkındaki beraat kararının istinafta bozulmasıyla, sadece sosyal medya paylaşımları nedeniyle yargılananlar listesine bir haftada onlarca yeni ismin eklenmesiyle, polis-adliye-hapishane faşist cenderesinin daha da sıkılmak istendiği ortada.

Bu güncel politik şartlarda, Gökhan'ı faşizmden koparıp alma muharebesi, yürünmesi gereken antifaşist mücadele yoluna bir kez daha ışık tuttu.

Uğradıkları ırkçı, inkarcı ve işgalci ulusal zulüm günden güne tırmanan Kürtlerin, Yalova'da evlerine çarpı işaretleri konulan Alevilerin, faşist ve politik İslamcı ataerkil tahakküm altındaki kadınların, üniversiteleri kayyum rektörlerle yönetilen ve liseleri adeta birer kışlaya çevrilen öğrencilerin, sendikalaşma haklarından, ücretlerinden ve hatta işlerinden yoksun bırakılan işçilerin, mesleki hakları için yaptıkları gösterilerde defalarca gözaltına alınan sağlık emekçilerinin, zindanlarda her gün tecrit işkencesine maruz kalan tutsakların, alçakça ajanlaştırma girişimleriyle yüz yüze gelen devrimcilerin ve demokratların, siyasi ve iktisadi her yöntemle sesleri kısılmak istenen gazetecilerin, sanatçıların ve akademisyenlerin, koronavirüs kısıtlamalarıyla yığınsal iflasa sürüklenen esnafların, daha aylar boyunca koronavirüs aşısından yoksun kalacak ve sosyal hayatları yasaklarla sınırlanacak olan emekçilerin faşist şeflik rejimini durdurma isteği ve özlemi, hiç abartmaksızın denilebilir ki, işte bu politik muharebenin elde ettiği kazanımda, yani Gökhan'ı faşizmin elinden geri alma başarısında tomurcuklandı.

Şimdi bu önemli politik başarıdan başlıca üç somut sonuç çıkaracağız.

Bir: Öncü politik mücadele tarzı, gözaltı tehdidini, sokağa çıkma kısıtlamasını ya da toplanma yasağını hiçe sayarak, tamamen devrimci eylemin meşruluğuna dayanarak, antifaşist yığınların ileri bölüklerini hızla hareketlendirmiş, emekçilerde ve ezilenlerde vicdan ve adalet saflaşmasını derinleştirmiştir. Devrimci örgütlenmeyi öncelikle politik bakımdan kötürümleştirmeye odaklı faşist saldırganlığın ancak yine politik mücadeleyi büyütme ısrarı ve iradesi sergilemekle boşa çıkarılabileceği pratik olarak görülmüştür. Komünist öncünün, fiili meşru mücadele sahasında ateş altında yürürken, kendisini örgütsel bakımdan kesintisizce yeniden üretmek için ayaklarını basacağı en emin zemin de hazır ve potansiyel güçlerin politik mücadeleye seferber edilmesidir.

İki: "Sağ aldınız, sağ istiyoruz" hareketinin hızla büyütülmesi ve yaygınlaştırılmasında, birkaç gün içinde faşizmi geri adım atmak zorunda bırakan bir siyasi etki düzeyine ulaşmasında, birleşik mücadele pratiği belirleyici bir kaldıraç olmuştur. Bu, hem antifaşist cephenin genişlemesi sayesinde elde edilecek muazzam devrimci imkanların varlığına, hem de siyasi kararlılığı yüksek olanların antifaşist birleşik eylemin böyle bir genişlemedeki katalizör rolüne işaret etmiştir. Aynı iradi ve cüretkar birleşik antifaşist pratiğin, "Faşizmi yıkacağız, özgürlüğü kazanacağız" kampanyasına derhal itilim kazandırmakta, Boğaziçi direnişini ileriye götürmenin imkanlarını zorlamakta, zindanlarda açlık grevi direnişini sürdüren tutsakların sesini çoğaltıp yaymakta veya 8 Mart'ta kadın özgürlük mücadelesinin yeni bir çıkışını hazırlamakta da ortaya konulması elzemdir.

Üç: Mücadelenin yeni bir gözaltında kayıp vakasını önlemeyi başarmasıyla, böylece somut hedefine ulaşmasıyla, antifaşist saflara devrimci özgüven ve moral üstünlük aşısı yapılmıştır. Protestoculuk sınırlarına saplanıp kalmayan, kazanmaya kilitlenen, hesap sorma ve koparıp alma ruhuyla donanan bir antifaşist hareketin, bugün pekala, faşist devlet teröründe ciddi gedikler açabileceği, faşist şeflik rejimi bünyesinde siyasi iradi kırılmaları yaratabileceği bir defa daha kanıtlanmıştır.

Devrimci iddiamızı ve özgüvenimizi tazelemiş olarak söylersek; kazandık, yine kazanacağız!

* Atılım Gazetesi'nin 29 Ocak tarihli 463. sayı başyazısı.