3 Mart 2021 Çarşamba

Gergerlioğlu: Karar siyasi, susmam için verildi

HDP Kocaeli Milletvekili Gergerlioğlu, hakkında verilen hapis cezasının "siyasi bir el"in müdahalesiyle Yargıtay'da onandığına dikkat çekti. Garê işgal girişiminde başarısız olan iktidarın HDP'ye yönelik bir siyasi harekat başlatarak bu başarısızlığın üstünü örtmeye çalıştığını kaydetti. Gergerlioğlu, Yargıtay kararının, Kürt meselesindeki görüşleri, insan hakları savunucusu olduğu için verildiğine işaret ederek, "Susmam gerektiğini düşündükleri için verildi. Mesele bu. Yoksa işin hukuki bir tarafı yok. Tamamen siyasi" diye konuştu.

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında, T24'te yayınlanan bir haberi paylaştığı bahanesiyle 'örgüt propagandası'ndan 2,5 yıl hapis cezası verildi. Bu HDP'li vekillerin vekilliklerinin düşürülmesi için ilk kez başvurulan bir yöntem değil. Bu yöntem ilk HDP Eş Genel Başkanı görevindeyken Figen Yüksekdağ'a uygulandı. Sonrasında çok sayıda vekillik bu yöntemle düşürülerek, milletvekilleri tutuklandı. Şimdilik son örneği Gergerlioğlu oldu.

Hakkında verilen hapis cezası kararına şerh düşen Yargıtay üyesinin değerlendirmelerini hatırlatan Gergerlioğlu, kararının 4 Yargıtay üyesi tarafından onaylanmasına ilişkin ise şunları söyledi: "Burada önemli üst düzey yetkililerin ellerinin olduğunu hissediyorum. Yani bunu ispatlayamıyorum, ama bu kadar hukuksuz bir karara imza atabilmek siyasi bir elsiz olmaz."

Garê işgal girişiminde başarısız olan iktidarın 'b planını' devreye sokarak HDP'ye yönelik saldırılarını arttığını kaydeden Gergerlioğlu, bu planın ilk olarak vekilliklerin düşürülmesini içerdiğini, HDP'nin kapatılmasına kadar varabileceğine dikkat çekti. Gergerlioğlu, hapis cezasının onandığı gün HDP'li 9 vekilin Kobanê fezlekesinin Meclis'e geldiğini de hatırlattı.

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, milletvekilliği görevinde bulunduğu 2,5 yıllık süre içerisinde yürüttüğü çalışmaları, çıplak arama işkencesi, kaçırma, kaybetme saldırıları, Garê işgal girişimi, HDP'yi kapatma tartışmaları ve vekilliğinin düşürülmesi amacı taşıyan hapis cezası kararına ilişkin ETHA'nın sorularını yanıtladı.

HUKUKİ DEĞİL SİYASİ KARAR

Hakkınızda verilen hapis cezası kararını Yargıtay onayladı. Yargıtay üyelerinden biri şerh düştü karara. Öncelikle bu ceza neyi kapsıyor, niye verildi?
Kürt meselesindeki görüşlerimden dolayı verildi. İnsan hakları savunucusu olduğum için verildi. Susmam gerektiğini düşündükleri için verildi. Mesele bu. Yoksa işin hukuki bir tarafı yok. Tamamen siyasi.

T24 sitesindeki bir haberi paylaşmıştım. Bu haber Murat Karayılan'ın 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Yenikapı mitingi yapılacağı zaman ifade ettiği görüşleriydi. Yenikapı'da madem bir demokrasi meselesi gündeme gelecek o halde Kürt meselesinde de demokrasi, hak, hukuk olsun. Devlet bir adım atarsa biz de çok adımlar atarız, yine böyle bir barış süreci olabilir anlamında bir teklifiydi. Haberin başlığı da 'Devlet adım atarsa çözüm bir ayda gelir' şeklindeydi. Bu haberi paylaştığım için iki buçuk yıl terör örgütü propagandasından ceza yedim. Ama bu web sitesi bu konuda herhangi bir soruşturma ile karşılaşmamıştı. İşin trajikomik tarafı haberi yapan herhangi bir şeye maruz kalmıyor ama haberi paylaşan cezalandırıldı. Biz bunun yerelde verilmiş absürd bir karar olduğunu, istinafta bozulacağını düşündük. İstinafta dosya bile doğru dürüst okunmadı anladığım kadarıyla. Yargıtayda bir üyenin karşı oyuna rağmen 4 üyenin onaylama yönündeki görüşüyle onaylandı. Tamamen hukuk dışı bir karar. İtiraz eden hakim de aslında milletvekili olduktan sonra bu davamın düşmesi gerektiğini, yargılamanın durması gerektiğini söylemişti. Ayrıca bu web sitesi hakkında bir soruşturma olmamasına rağmen benim cezalandırılmamın da hukuk dışı olduğunu söylemişti de TMK 7/2 maddesinden verilen bu cezanın bu maddeye uymadığını ifade etmişti.

Milletvekilli olduktan sonra hapishanelerde, gözaltı süreçlerinde yaşananlar, özellikle çıplak arama meselesi son dönemde sıklıkla gündeme getirdiğiniz konular oldu. Garê işgal girişimine dair yaptığınız çeşitli açıklamalar ve paylaşımlar vardı. Bütün bunlarla ilintili mi verilen bu karar?
İki buçuk yıldır milletvekiliyim. İnsan hakları savunucusu kimlikle bir siyasetçiyim. İnsan Hakları Komisyonu üyesiyim. Ve insan hakları komisyonu çalışmazken, biz o komisyonun işlerini de üstlenerek çok önemli bir gayret içerisinde bulunduk. Bize çok ağır insan hakları ihlalleri geldi. İnsan kaçırmalar, daha sonra aniden emniyet müdürlüklerinde ortaya çıkması, emniyet müdürlüklerinde ağır işkence iddiaları, cezaevlerinde işkence iddiaları ve raporları. Çıplak arama ile ilgili çok önemli çarpıcı başvurular geldi. Ben bu başvuruların hepsini değerlendirdim. Adalet Bakanlığına en çok soru önergesi ile başvuran milletvekili oldum. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna yapılan başvuruların tüm Türkiye'de tek başına üçte biri benden gitti.

'ISRARLI TAKİBİMİZ ÇIPLAK ARAMAYI GÜNDEM YAPTI'
Çıplak arama ile ilgili Aralık ayında çok ısrarlı bir takiple gündem oluşturdum ve tüm Türkiye bu konuyu konuşmaya başladı. Herkesin gizlediği bir konuydu ve biz onların tercümanı olmaya çalıştık. Tercümanı olmaya çalıştıkça toplumda benim de tercümanım ol diyenler artmaya başladı ve biz işin çok vahim bir boyutta olduğunu, insanların bu mağduriyetlerini anlatmaya korktuklarını, çekindiklerini gördük. Biz bunu ortaya çıkarttık ve tüm Türkiye çıplak aramayı konuşmaya başladı. Ve her gözaltına alınan insan bana çıplak arama yapamazsınız demeye başladı.

2015-2016'dan sonra gözaltında işkence, kaçırma, kaybetme girişimleri ve çıplak arama gibi çeşitli işkence yöntemleri yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandı. Devletin yeni dönem konsepti mi bu? Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Denmek istenen şu; 'ben bu tür hukuksuzlukları, ağır ihlalleri yaparım, kimse sesini çıkarmasın. Sesini çıkaranın canına okurum, milletvekilliğini alırım'. Eskiden de Türkiye'de çıplak arama vardı, işkenceler vardı, kaçırılmalar vardı. Ama bunu yapanlar en azından gizlemeye çalışırdı. Şu an 'caizdir', 'biz insan kaçırmayacak mıyız', 'terör örgütlerine karşı mücadelemiz yeterli olmasın mı' diyorlar. İnsan Hakları Komisyonundaki milletvekilleri bize böyle cevaplar veriyor.

'ÇIPLAK ARAMA BOĞUN EĞDİRME AMAÇLI'
Bunu bir baskı ve boyun eğdirme aracı olarak kullanıyorlar.

Bir buçuk yıldır bulunamayan insanlar var. Yusuf Bilge Tunç bir buçuk yılı aştı bulunamıyor. Hüseyin Galip Küçüközyiğit 29 Aralık'tan beri kaçırılmış bulunamıyor. Gökhan Güneş 5 günlük bir kaçırılma dönemi sonrası işkence edilmiş halde bulundu. Yine Ankara'da son günlerde kaçırılıp ajanlaştırmaya çalışılan insanlar oldu. En az 160 Kürt kısa süreyle kaçırılıp, ajanlaştırmaya çalışılıp, işkence edilip, darp edilip bırakıldı.

'Bütün bunları ben yapıyorum işte var mı diyeceğin' mantıyla yapan, 90'lı yıllara dönen ve daha da ağırını yapmaya çalışan bir devlet mekanizmasıyla karşı karşıyayız.

Öyle bir anayasa oluşturacağız ki bize bu yönde bir eleştiri yapılmasın. Öyle yasalar oluşturacağız ki yaptığımız her şey kılıfına uyuyacak; şimdiye kadar olan bu parazit muhalif sesler duyulmayacak ve çok daha rahat bir şekilde yolumuza devam edeceğiz şeklinde bir Cumhur ittifakı görüşü bir Türkçü anlayış var önümüzde. Bu yeni bir döneme işaret ediyor.

'AİLELER TEPKİLİ AMA KORKUYOR'

Garê'ye yönelik işgal girişiminde ölen esir asker ve polislerin ailelerinden size ulaşanların tepkileri ne oldu?
İsim veremeyeceğim, ama görüştüğüm bir esir kişinin yakınları bu durumdan son derece rahatsızdı. 6 yıldır büyük bir ilgisizlikle karşılaştıklarını, hatta birkaç ilgili muhalif vekilin dışında muhalefetin de bu konuda sorumlu olduğunu belirtiyorlar. Konuştuğum bir kız kardeş bu noktada son derece rahatsızdı. Ama konuşmaya korkuyordu. Bakın insanların hali bu. içindekini söyleyemiyor, korkuyor çekiniyor, bir laf söyleseniz başınıza iş açılabilecek.

'42 UÇAKLA, BOMBALARLA KURTARMA OPERASYONU OLMAZ'
Şimdi iktidar yetkilileri o anneleri, babaları hoş tutmaya çalışıyor ama ortada bir başarısızlık olduğu kesin. 42 uçakla Mehter marşları söyleyerek bölgeye gitmenin bu kişilerin ölümüne yol açacağını umursamadı yetkililer.

Bu insanlar kurtarılsaydı iktidar yetkilileri büyük törenlerle, kampanyalarla bu kişilerle kucaklaşacaktı, büyük bir başarı hikayesi çıkacaktı. Cumhur İttifakı'nın oyları artacaktı. Başarısız oldu. O zaman da HDP'nin zayıflatılması, kapatılması, vekilliklerin düşürülmesi yönündeki b planlarını devreye soktular.

'HDP'YE YÖNELİK SİYASİ HAREKAT BAŞLATILDI'

Son dönemde Kobanê soruşturmasıyla birlikte HDP'nin kapatılması tartışması yürütülüyor. Sizin vekilliğinizin düşürülmesi de bu tartışmalardan azade görünmüyor. Partinize yönelik kapatma tartışmaları ve vekilliğinizin düşürülmesi arasında nasıl bir bağ var?
Biliyorsunuz önemli güzel sözler vardır, 'aynı şeyleri yaparak farklı sonuçların alınmasının beklenmesinin nasıl bir akılsızlık olduğunu' anlatılır bu güzel sözler. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar alacağını zanneden bir iktidar bir devletle karşı karşıyayız. Yıllardır Kürt meselesini silahla, tankla, topla çözmeye çalışan bir anlayış var karşımızda. Örgütü bitirme, HDP'yi kapatma ya da felç etme gibi bir strateji var ortada. Parti kapatma Anayasanın 68'inci maddesine göre zorlaştırılmış durumda aslında. O yüzden HDP'yi kapatma yerine HDP'lilerin vekilliklerini düşürme gibi bir taktik izleniyor.

Benim gördüğüm kadarıyla Yargıtay'da benim dosyamın daha çok zamanı vardı. Ama bu konuları aktif şekilde gündeme getirmemiz ve HDP'ye yönelik harekatın kararlaştırılması nedeniyle dosyamız öne çekildi. Burada önemli üst düzey yetkililerin ellerinin olduğunu hissediyorum. Yani bunu ispatlayamıyorum, ama böyle bir hissiyat var. Belli ki bu kadar hukuksuz bir karara imza atabilmek siyasi bir elsiz olmaz. Benim Yargıtay kararımın onandığı gün HDP'li 9 vekilin Kobanê olayları dolayısıyla fezlekelerinin gelmesi önemli bir siyasi işaret. HDP'ye yönelik bir siyasi harekat başlatılmış durumda. Belki ilk planda vekillikler düşürülerek felç etme hareketsiz hale getirilmesi sağlanacak. Kapatma seçeneği de olabilir, ben 'olmaz' diyenlerden değilim. Çünkü çılgın bir ittifak var karşımızda.

Anayasa Mahkemesi'ne başvuracak mısınız?
Evet pazartesi günü Anayasa Mahkemesine başvuracağım.