13 Nisan 2021 Salı

Faşist taarruza karşı birleşik antifaşist barikata!

Faşist tutuklama terörünün bugüne değin yıkmayı başaramadığı HDP'nin ve HDK'nin her organı ve üyesi; İstanbul Sözleşmesi'ni savunmakta kararlı kadın özgürlük hareketi, Boğaziçi direnişini sürdürmekte ısrarlı antifaşist öğrenci hareketi, Garê'de direnişçi gücünü sergileyen Kürt ulusal demokratik hareketi, devrimci ve antifaşist parti ve örgütler, işçiler, kamu emekçileri, kent ve kır yoksulları, demokratik Alevi kurumlarından antikapitalist Müslümanlara, LGBTİ+'lardan ekoloji mücadelesi verenlere, demokrat aydın ve sanatçılara kadar politik özgürlüğün bütün dinamikleri, HDP'nin kapatılmasını ve İstanbul Sözleşmesi'nin yırtılmasını engelleme hedefinde birleşme sorumluluğuyla yüz yüzedir.

Faşist şeflik rejimi, geçen hafta içinde yalnızca iki güne sığdırdığı seri hamlelerle, emekçilere ve ezilenlere karşı yeni bir faşist taarruz başlattı.

HDP'li Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun vekilliğinin gasp edilmesini takiben, Yargıtay başsavcısının HDP'ye kapatma davası açtığı duyuruldu. Faşist şefin psikolojik harp sorumlusu Altun'un ve burjuva meclisteki müttefiki Bahçeli'nin ağızlarından "HDP kapatılsın" talimatları pervasızca tekrarlandı. Böylece, demokratik hak ve özgürlükler adına hangi kazanımlar kaldıysa, hepsinin faşist yaylım ateşi altına alınacağı en küstah şekilde dile getirildi.

Ertesi gün, faşist şefin gestapo bakanı Soylu tarafından hedef gösterilmiş İnsan Hakları Derneği'nin eş genel başkanını da kapsayan yeni bir faşist gözaltı saldırısı gerçekleştirildi. O arada faşist şef Erdoğan, Cuma namazından çıkarken, Boğaziçi Üniversitesi'nin kayyum rektörü Melih Bulu'yla görüştü. Böylece, faşist gözaltı ve hapis furyasının son sürat devam edeceği, öğrenci gençliğin özerk-demokratik üniversite talebinin faşist zorbalıkla yanıtlanacağı bir kez daha ortaya kondu.

Faşist şef, gece yarısından sonra İstanbul Sözleşmesi'nden çıkış kararının altına imzasını attı. Böylece, cins kırımı düzeyindeki erkek şiddetine, homofobik, transfobik nefrete, kadın ve LGBTİ+ katillerine, faşist politik İslamcı erkek egemen iktidarca daha fazla arka çıkılacağının güvencesi verildi.

Aynı saatlerde, yine faşist şef Erdoğan'ın kararıyla, Merkez Bankası başkanı görevden alındı, Kanal İstanbul projesine de devlet güvencesi getirildi. Böylece, hızla tırmanışa geçen döviz fiyatının ve kabaran sermaye borçlarının faturasını işçilere, esnaflara, köylülere, yoksullara kesmekte, devlet bütçesini Erdoğancı müteahhitler çetesinin hizmetinde tutmakta, doğayı sermayenin sınırsız talanına sunmakta bir an bile duraksanmayacağı ilan edildi.

Sürekli artan faşist devlet terörü, yalan kusan faşist psikolojik harp aygıtı, gizli işkence merkezleriyle faşist kontrgerilla şebekesi, artık hesabı tutulamaz olan gözaltılar, zindana tıkmalar, eve hapsetmeler, sömürgeci işgal zalimlikleri, kadın katliamları, işten atmalar, iş cinayetleri, toplumsal hayatı dinselleştirme zorlamaları, 20 Temmuz 2015 faşist saray darbesinden bugüne değin, Erdoğan diktatörlüğü için dikensiz gül bahçesi yaratmaya yetmedi. Üstelik saray merkezli bütün bu ırkçı ve sömürgeci, erkek egemen ve heteroseksist, sermayeci, politik İslamcı, faşist saldırganlığa rağmen, 2021 yılının ilk ayları, antifaşist direnişin önemli başarılarına, antifaşist kitle hareketinin canlanıp gelişme adımlarına sahne oldu. Devrimci ve antifaşist öncü güçlerin süregelen ısrarlı ve kararlı direnişleri, faşist şeflik rejimine öfke ve tepki biriktiren emekçi ve ezilen kitlelerin yeniden umutlanmaya ve cesaretlenmeye başlamalarında meyveye durdu. Kadın özgürlük mücadelesinin sokak çıkışları, Boğaziçi öğrenci direnişi etrafında yükselen dayanışma eylemleri, Gökhan Güneş'i kontrgerillanın elinden çekip alma başarısı, Heftanîn'den Eyn Îsa'ya değin sömürgeci işgallere karşı süren direnişin nihayet Garê'de ulaştığı destansı zafer, günden güne çoğalan işçi direnişleri ve kamu emekçilerinin yayılan gösterileri, bu son iki-üç ayın antifaşist mücadelede canlanışı işaret eden siyasi bilançosunu meydana getirdi. Türkiye ve Kürdistan'daki hükümdarlık tahtını tam bir mezarlık sessizliği toprağına oturtmayı amaçlayan faşist şef Erdoğan, işte bu antifaşist canlanışı bastırıp boğmak içindir ki, yeni bir siyasi taarruza yöneldi. Bu yönelim, onun erimeye başlamış toplumsal-siyasal kitle tabanında, bir nevi faşist "şahlanış" mesajı ekseninde, bir siyasi konsolidasyon sağlama gayesini de içerdi.

Bu faşist taarruz, hasılı politik özgürlük dinamiklerinin tümüyle ortadan kaldırılması hedefinde faşist şeflik rejiminin yeni bir aşamaya geçişidir. Taarruzun odak noktasında duran HDP'yi kapatma davası, yasal zemindeki bütün devrimci ve antifaşist partilerin, bütün mücadeleci sendikaların ve meslek örgütlerinin, bütün demokratik kitle örgütlerinin ve nihayetinde burjuva muhalefet partilerinin kapılarına kilit vuracak, emekçilerin ve ezilenlerin kanuni ve fiili bütün kazanılmış haklarını tasfiye edecek, saray güdümlü siyasetçiden, televizyoncudan, gazeteciden, sanatçıdan, rektörden, avukattan başkasına izin vermeyecek, genel ve yerel seçimleri yalnızca saray bloku listelerinin onaya sunulduğu alelade birer piyese dönüştürecek o aşağılık tekçi faşist planın; yani faşist şefin hakiki siyasi programının güncel izdüşümüdür.

Demektir ki, faşist şeflik rejimine karşı mücadele bugün kritik ve zorlu bir siyasi eşiktedir. Bu faşist taarruzu püskürtecek güçte bir antifaşist barikatın ancak ezilenlerin birleşik direnişindeki bir atılım temelinde kurulabileceği gerçeği ise her türlü kuşkusunun ötesindedir.

Faşist tutuklama terörünün bugüne değin yıkmayı başaramadığı HDP'nin ve HDK'nin her organı ve üyesi, İstanbul Sözleşmesi'ni savunmakta kararlı kadın özgürlük hareketi, Boğaziçi direnişini sürdürmekte ısrarlı antifaşist öğrenci hareketi, Garê'de direnişçi gücünü sergileyen Kürt ulusal demokratik hareketi, demokratik mevzileri öncü tarzda savunan devrimci ve antifaşist parti ve örgütler, işçilerin, kamu emekçilerinin, kent ve kır yoksullarının direnişçi bölükleri, demokratik Alevi kurumlarından antikapitalist Müslümanlara, varoluşlarını savunan LGBTİ+'lardan ekoloji mücadelesi verenlere, demokrat aydın ve sanatçılara kadar politik özgürlüğün bütün dinamikleri, şimdi en acil iki güncel düğüm noktasını çözme, HDP'nin kapatılmasını ve İstanbul Sözleşmesi'nin yırtılmasını engelleme hedefinde birleşme sorumluluğuyla yüz yüzedir.

HDP'ye kapatma davası ve İstanbul Sözleşmesi'nden ayrılma kararı, faşist şeflik rejimi ile antifaşist direnişler kümesi arasındaki politik savaşımın güncel "durum"unu belirleyici başlıca iki düğüm noktasıdır.

"Durum"un, antifaşist cepheyi genişletme, büyümekte olan antifaşist direnişler kümesi içinde birleşik bir politik merkez inşa etme görevinin daha fazla ötelenmesine tahammülü yoktur. 8 Mart'ta faşist erkek egemenliğine kitlesel isyanı sokaklarda mayalayan ve ardından da İstanbul Sözleşmesi'ni savunmak için dövüşme arzularını derhal ortaya koyan kadınların, Newroz'da özgürlük haykırışlarıyla meydanları dolduran ve HDP'yi kapatma faşist planına ilk karşılığı veren yüz binlerin varlığında, antifaşist kitle hareketinin her an patlaması muhtemel olan devasa tepkisinin yeni dışavurumları belirmektedir. Faşist taarruzu püskürtecek antifaşist kuvvet, emekçilerin ve ezilenlerin bağrında potansiyel haliyle mevcuttur. Bu potansiyeli harekete geçirmek, antifaşist cepheyi genişletme doğrultusunda sergilenecek politik inisiyatife, en başta emekçi sol hareketin mücadelede kararlı bileşenlerinin önünde duran bu acil görevin yerine getirilmesine bağlı olacaktır.

"Durum"un, Anayasa Mahkemesi'ne ve Danıştay'a yapılan hukuki başvurulara bel bağlamaya, yüksek yargı mercileri zemininde hukuk mücadelesine öncelik tanımaya tahammülü yoktur. Faşist şef, kapatma davasının talimatını verirken ya da sözleşmeyi bir kararnameyle feshederken, hâlihazırdaki faşist burjuva hukuk normlarını bile elbette hiçe saymaktadır. Fakat onun politik teşhire konu edilmeye değer bu hareketi, zaten, faşist şeflik rejiminin kendini yapılandırışının karakteristik bir politik özelliği "diktatörlük" kavramının politik alametifarikasıdır. Dolayısıyla, sonucu tayin edecek olan da ezilenlerin dişe diş politik mücadelesidir. Yüksek yargı mercilerinde ciddi bir çatallaşma ve demokratik hukuk mücadelesinde ciddi bir kazanım, ancak ve yalnızca politik mücadelenin buna imkân sağlayacak bir güce ulaşmasıyla ortaya çıkacaktır.

"Durum"un, Millet İttifakı'ndan burjuva muhalefet partileriyle yan yana gelme arayışıyla, düzen solu CHP'yi demokratik mücadele kulvarında görme hayaliyle zaman ve yön kaybına uğramaya tahammülü yoktur. İyi Parti'nin HDP'li vekiller hakkında hazırlanan fezlekeler için Erdoğan'a yeşil ışık yakmasını veya Saadet Partisi'nin İstanbul Sözleşmesi'nden ayrılma kararını sevinçle karşılamasını geçelim. CHP'nin ırkçı öğrenci andını canhıraş savunması veya Gergerlioğlu nöbete başlarken meclisten apar topar kaçması, burjuva muhalefetin diktatör Erdoğan'a koltuk değnekliği yapmaktan, faşist şeflik rejimine karşı direnişi kötürümleştirmekten başka bir misyona sahip olmadığına işaret eden en taze örneklerdir. HDP'yi kapatma davasına ve İstanbul Sözleşmesi'nden çıkış kararına karşı halklarımızın barikatı, CHP'nin ya da Millet İttifakı'nın desteğiyle değil, onlara rağmen yükselecektir.

"Durum"un, emekçi ve ezilen kitlelerle ilişkilenme girişkenliğinde, onları faşist şeflik rejimine karşı mevzilendirme seferberliğinde herhangi bir kararsızlığa ve iradesizliğe tahammülü yoktur. Hem HDP'yi hem de İstanbul Sözleşmesi'ni savunma seferberliği, mahalle mahalle, sokak sokak, ev ev yürütülecek yaygın politik kitle çalışmasında, emekçi semtlerde, işçi havzalarında, üniversite kampüslerinde, liselerde, köylerde ve kent meydanlarında kesintisiz kılınacak politik kitle ajitasyonunda, mücadeleye istekli emekçileri ve ezilenleri her yerde birleşik antifaşist komitelere çeken politik kitle örgütlenmesinde karşılık bulacaktır. Sokak gösterisinden oturma eylemine, iş durdurmadan imza toplamaya, direniş nöbetinden özgür kürsüye, yürüyüşten mitinge, boykottan işgale değin mücadelenin bütün biçimleriyle, fiili meşru mücadele sahasında ezilenlerin antifaşist direnişi büyütülecektir. Böyle bir politik seferberliğin başlıca bir odağı, kuşkusuz ki, Birleşik Mücadele Güçleri'dir. Politik seferberliğin hedefiyse, HDP'ye oy vermiş milyonlarca kadının ve gencin, milyonlarca işçinin ve yoksulun aktif bir antifaşist direniş kuvveti olarak sahneye çıkmasına öncülük etmektir. Bu hedef, bir başka deyişle, geliştirilecek antifaşist aktif savunma hattından faşist şeflik rejimine karşı birleşik bir antifaşist saldırı düzeyine sıçramaktır.

Öyleyse, toplumsal muhalefet psikolojisiyle sınırlanmış bir demokratik protestoculuğun değil, antifaşist barikat cüretiyle donanmış bir devrimci atılımcılığın zamanıdır!

* İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 26 Mart tarihli 5. sayı başyazısı.