28 Eylül 2021 Salı

Efe Dağlı yazdı | Sırat-ı müstakimden ayrılmamak

Görünmezlik bir tek masallarda işe yarar. Eğer esaslı, politik hedefleriniz varsa, on milyonları örgütleme, onların gönlünde yer etme, potansiyel seçenekleri olma doğal amacına ulaşmak için durmaksızın halkın içinde, halkla birlikte olmanız gerekir.

Hepsi birbirinin kuyusunu kazıyor. AKP-MHP arasındaki mecburi ittifaka karşın alttan alta ittifak bozulduktan sonra neler yapacaklarını tartışıyorlar.

MHP- Bahçeli fiili durum yaratıyor, AKP buna mecburen uyuyordu. Şimdi, AKP kitlesinin ve çıkar gruplarının ittirmesiyle aynı taktik MHP'ye karşı kullanılıyor. YAŞ'taki kimi kararlar ve en son yüzde 7 seçim barajı açıklaması böyle. Bir kez daha hatırlayalım: Bahçeli "mezara kadar" söylemini değiştirdi ve "halk istediği sürece" ihtiyat payına sarıldı.

Halk demişken, AKP-MHP ittifakındaki toplam oy oranının yüzde 50'nin altına indiği ve istikrarlı biçimde düşmeyi sürdürdüğü çoktandır biliniyor. Dolayısıyla, Bahçeli'nin bahsettiği halkın yarısından fazlası bir süredir bu ittifakı reddediyor.

'Cumhur' bloku, diğerlerini CHP üzerinden sıkıştırmaya çalışıyor ki malzeme bulmak sıkıntısı çekmediği belli. Ne var ki işe yaramıyor. Hegemonya kaybı nedeniyle AKP, 10-15 yıl önceki gibi gündem de belirleyemiyor. Şimdilerde CHP-AKP arasındaki, tabi ki AKP'ye yarayan tartışma Yargıtay'da dualarla 'Adli yıl açılışı' töreni. İçerik konuşan var mı? 28 Şubat, AKP, FETÖ yargısı ve tamamının halka, sosyalistlere zulmü ve sömürgeci siyaseti Kürdistan'da tahkim eden uygulamalarla kararları tartışma konusu yapılıyor mu? Varsa yoksa "fatiha okunur mu, okunmaz mı?" Siyasal İslamcılıkla burjuva sol atışması emekçi milyonları bir defa daha yanlış saflaşmaya mecbur ediyor.

'Millet' bloku da hegemonya kurabilmiş değil. Ancak sürekli gündemde olma çabaları belirgin. Dün Ecevit'in sağlığı üzerinden, siyasal İslamcılar dahil, daha Amerikancılar spekülasyon yapıyordu. Şimdi neredeyse aynı düzenek Erdoğan için işletiliyor ve uyukladığı-yürüyemediği gibi detaylarla spekülatif bir ortam yaratılmaya çalışılıyor. Yaparlar, çünkü burjuva politikacılığı birbirini alaşağı etme ilkesini davranış çizgisi haline getirir.

Gündeme gelelim de nasıl olursa olsun anlayışı, iki blokun fanatiklerini her tür yalanı öne sürebiliyor. Evet görünür olmak pratik politikanın olmazsa olmazıdır. Ancak teoride kast edilen böylesi bir samimiyetsizlik değil.

Görünmezlik bir tek masallarda işe yarar. Eğer esaslı, politik hedefleriniz varsa, on milyonları örgütleme, onların gönlünde yer etme, potansiyel seçenekleri olma doğal amacına ulaşmak için durmaksızın halkın içinde, halkla birlikte olmanız gerekir.

Burjuva siyasetin bunu kötü, çıkarcı, kirli biçimlerle kullanması ve tabii sola, sosyalizme en zalimane metotlarla saldırması emekçi sol siyasetin 'küsmesi'ne, içine kapanmasına mazeret midir? 

Hayır. Aksine, ezilenlerin gündelik hayatında olmak ve görünürlük sol-sosyalist siyasetin de amentüsüdür.

Türkiye emekçi solunda ise çabucak içine kapanan, görünmezliği seçen, kapalı mekanlara sıkışan ve zamanla o fiili durumla gelişen bir damar olageldi. Bunun somut anlamı sahayı karşı devrime bırakmak ve onların sol-sosyalizm karşıtı ajitasyonuna zemin sunmaktır.

Rejimin sol-sosyalist politik aktörlere dönük stratejisi onları yerel, bölgesel, etkisi sınırlı, kadro rezervinden potansiyeline ne varsa tamamını bildiği birbirinden uzak gettolara hapsetmektir. Onları oraya iter. Yeter ki ülke sathında etki uyandıracak, on milyonlara ulaşacak yolları bulamasınlar.

Dikkat edilirse kontrgerilla-polis-adliye aygıtlarıyla kendilerine hücum edilenler bunu kabullenmeyenlerdir. Devrimci sosyalistler bu karşıdevrimci saldırıların her dönemde muhatabı edildiler.

1995'in Mart'ında, o günün Türkiye'sindeki en etkin kitle iletişim aracı olan TV kanallarında on milyonlarca yoksul, İstanbul'un bir mahallesinde, Gazi'de, devrimci sosyalistlerin pankartlarını görerek onlardan haberdar oldu. Hepsi sonra Türkiye'nin pek çok kentinde binlerce genç devrimci sosyalistleri aradı, onları bulamayanlar rastladıkları diğer devrimci gruplarla ilişkilendiler.

Görünürlüğün önemini anlatan bu örnek aynı zamanda süreklilik konusunu gündeme getiriyor. Zaman zaman devrimci sosyalistleri de girdabına alan bu meselenin kalıcı, köklü çözümü yine kitlelerle sürekli temasta saklı.

Devrimci sosyalistler Gazi günlerinden bu yana kendine dönük, yerel, kendisini basitçe yeniden üretmeye kilitleyen orta karar denge siyaseti gütmedi. Her sözü, coğrafyadaki bütün potansiyel alıcılarına ulaştırmayı önceledi. Zora dayalı mücadele biçimlerinde de aynı bakış açısını hayata geçirmeye çalıştı.

Kısacası görünmezlik pratik politikada maharet değildir. Bazıları o sayede karşıdevrimin hışmından kurtulacağını zanneder oysa devrimciler güç kaybı yaşadığında sıra onlara geliverir. Onlar da merkezi devrimci etkinliğe muhtaçtır dolayısıyla.

Burjuvazi, tarihsel bakımdan egemenlerin son temsilcisi. Kendinden önceki yönetme ve politika birikimini edindi, kullandı, yaygınlaştırdı. Halkın gündelik hayatında olmadan (o bunu 'kanun' gibi zorlamalar, manipülasyonlar, ideolojik koşullamalar aracılığıyla yapar) siyasetin imkansızlığını ('siyaset' kelimesinin manası da bunu içerir malum) bilir.

Bizdekiler, yani şu elden düşme 'Cumhur' ve 'Millet' blokları o geleneği kendilerince kullanmaya çalışıyor. Karşıdevrimci olmaları siyasetin temel kuralını uyguladıkları -ki bu komplocu yollarla da olsa- hakikatini değiştirmez. Onlara ve yaptıklarına karşı çıkmak başka pratik politika yasasını yok sayma başka.

Burjuva siyaset cephesi, 2023'e doğru yol alındıkça her tür, hileyi, her tür basitliği kullanarak nüfusu kendi çeperlerinde tutmaya çalışacak. Emekçi sol siyaset, seçim gibi tekli gündeme takılmadan, kendisini "onlar ne diyorsa tam tersi" gibi sıradan karşıtlıklara hapsetmeden, somut sorunlara, günlük gereksinimlere varana dek her alanda yaratıcı, alternatif ve kolektif söz-eylem-çözüm üretme doğal göreviyle yüz yüzedir ve bundan geri duramaz.

Bütün biçimleriyle burjuva siyasetin kıyılarını dövecek bir dip dalgası şimdiden kendisini hissettiriyor. Emekçi sol politika o milyonlara 'seçenek' oluşturabilmek için sahada, sokakta adım atmadık yer bırakmama zorunluluğuna cevap vermek durumunda.

Şu kalburu çıkmış faşizm mi siyasal özgürlükleri teminat altına alan demokratik halk cumhuriyeti mi; on milyonlarca yoksulun ikinci seçenek etrafında en yaratıcı biçimlerle bir araya gelmesi gayet mümkün.