25 Şubat 2021 Perşembe

Efe Dağlı yazdı | İktidar blokunun çaresizliği: Kendi kendini taklit

On yıllar boyunca muktedir olan, kitlelerin ensesinde boza pişiren iktidarların bütün tahminlerin ötesinde acayip bir hızla yıkılıvermesi tipiktir. Hatta, burjuva demokrasisi ve kırıntıları bulunan coğrafyalarda yıkım daha uzun sürerken faşist despotluklar çabucak tuzla buz oluveriyor. Ve böylesi zamanlarda siyasal özgürlük mücadelesi kendi yolunu aça aça ilerliyor. Gençlik buzkıran işleviyle sınırlı isyancı bir kuvvet değil, gelecek özgür toplumun da, bugünden kurucusu. Karamsarlık yayanlar, umutsuzluk girdabına savrulanlar, 'devrimin güncelliği'ni anlayamayanlar halk gençliğinin özgürlük mücadelesine bakmalı.

Yeni Anayasa vaadi ve girişimi Türkiye'de bir siyaset fantezisidir. AKP'ninki daha farklı değil. Birdenbire ortaya atılan bu hedef bir 'sulh-u salah' arayışı mıdır? Hayır o da değil.

Güzel. Ama daha güzel olan, uzun analizlere, 'son analizlere' ihtiyaç duymadan bunun ilk elden hemen anlaşılmasıdır. Fanatik taraftarları dahi bunun böyle olduğunun farkında. Demek ki iktidar bloku hayal pazarlama imkanlarını bütünüyle kaybetti. Bu aynı zamanda, 'siyaset'in bitişidir. Şayet böyleyse elde sadece sopa kalmış demektir ve o da en verimli biçimde kullanılmaktadır.

İktidar blokunun, elbette, kendi fiili durumunu Anayasayla perçinleme amacı ve rüyası var. Saklamıyorlar da. Diğer yandan yol da alamıyorlar. Dolayısıyla halihazırdaki girişim, bu haliyle, ölü doğumdur.

Her amaçlı sokak pratiği bütün söz yığınlarını işlevsizleştirir. Kim her ne ise, onu en tam biçimde açığa çıkarır. Anayasa lafları edilirken Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin merkezinde olduğu, giderek siyasal özgürlük isyanı halini alan eylemliliklere karşı iktidarın tutumu bu bakımdan önemli.

Bir Gezi korkusu dili ve tedirginliği iktidar yandaşı kitleyi mobilize etme amacıyla iç içe. Toplumsal olaylar ve eylemler kendilerinden önceki bütün birikimi edinebilir, ama onları taklit edemez. Dolayısıyla bugün Gezi günlerinden daha birikimli ve deneyimlidir ezilenler. Olağan zamanlarda bir imkan olarak hazırda duran bu birikim, türlü pratiklerde yeni bir düzey yaratır.

Fakat iktidarın pozisyonu o dönemdeki reaksiyonerliğin bire bir aynısı. "Yüzde elliyi evde zor tutuyorum" ile murat edilen ne varsa şimdi yine aynısı murat ediliyor.

Peki, velev ki bu niyet diri olsun. 'Evde' zorlukla tutulan kitle değil elli "yüzde kırk" a bile ulaşıyor mu? İktidar tekniği kendini türlü giz perdeleriyle görünmez kılmak, efsaneler üretmek ve kudretli olduğu imajını parlatmayı içerir.

Böyle zamanlarda, zemin kaydığı, kızgınlık-kahredicilik-hesap soruculuk dili eskisi kadar işlevsel olmadığı için öfke kof öfkeye dönüverir. On yıllar boyunca muktedir olan, kitlelerin ensesinde boza pişiren iktidarların bütün tahminlerin ötesinde acayip bir hızla yıkılıvermesi tipiktir. Hatta, burjuva demokrasisi ve kırıntıları bulunan coğrafyalarda yıkım daha uzun sürerken faşist despotluklar çabucak tuzla buz oluveriyor.

Toplumsal itirazlara karşı amansız bir bastırma, yok etme çabası "5. kol" argümanıyla desteklenince ortaya çıkan şu oluyor: Her itirazı iç düşman saymak ve ona tıpkı dış düşmana karşı takınılan tutumu takınmak.

Nefret dili bu saldırganlığa refakat ediyor. Devlet toplum kaynaşması olarak ifade edilen koorperatif model, -ki bu model geleneksel faşizmin mütemmim cüzüdür-, bu yolla sağlanmak isteniyor.

Ne var ki o kapasite de sonuna dek kullanıldı. Artık daha fazlası mümkün değil. Diyelim ki LGBTİ+ nefreti, ajitasyonu ile sağda solda kalmış, toplumun binde birine tekabül eden bir grubu kendinize kattınız. Eş zamanlı olarak, size 'makul' gerekçeler ve arayışlarla meyleden çok daha fazla insan hızla uzaklaşacaktır. Benzer denklem İstanbul Sözleşmesi gibi başlıklarda işleyecektir.

Böyle zamanlarda 'tarafsız', 'etkiye açık' kesimleri etkilemek akla gelen ilk yöntemlerdendir. Dil, talep ve argümanlar bunu gözetir. Bakıyoruz, AKP-MHP blokunda böyle bir çaba yok. Aslında bunu isterler. İmkanı var mı; bunu olası görmeyince inceldiği yerden kopsun tavrı takınılıyor.

Elde kalan ne var? Sokağa çıkan, atanmış rektörün bir tür "zayıf halka" olmasının önünü açan özgürlük eylemi etrafında bir araya gelenlerin arasında gerilim yaratmak, mümkünse birbirine düşürmek, kimilerini yarmak, kimilerini şeytanlaştırmak ve nihayet amaca ulaşmayı engellemek.

Bunun da denendiğini görüyoruz. Sokağa çıkanlara, polis eli marifetiyle reva görülenler artık kapanmayacak bir mesafeye işaret eder. Devlet ile halk gençliği arasındaki uçurum, tam da '71 devrimci çıkışının çerçevesini çizdiği gibidir.

Her şeyin göz önünde meydana gelmesi maskeleri düşürmeyi sağladığı için de avantajlı. İktidarın vücut diline dek yansıyan kontrolsüz öfke apaçık bir çaresizlik. Bütün o ebedi iktidar kibri darmadağın. Eskiden aylara, yıllara yayılacak teşhir olmuşluk aynı gündeki söylem ve eylemlerle meydana geliyor.

Gençliğin demokratik mücadelesi, mücadelenin esasen özsavunma biçiminde olması, hızla aktif savunma halini alması, merşuiyet zemininin kanun devleti şartlarında daha genişleyerek sürmesinin teminatı oldu.

Genel, soyut, dağınık söylem ve eylemler yerine somut bir hedefe odaklanmış, sözünün çerçevesi belirgin eylem hattı, müşterekleri artırmayı sürdürecektir. Çok daha geniş toplum kesimlerine ulaşmak bu somutluk ve sadelikle daha bir kolaylaşacaktır.

Devlet halk çelişkisi ve kopuşunun şiddetlenmesi kaçınılmaz. Ancak böyle zamanlarda iktidarlar, bilhassa halihazırdaki iktidar bloku paramiliter organizasyonları devreye sokmak için fırsat kollar. Muhtemelen, işler yönetilemez bir hal aldığında bunu da deneyecekler. III. Napolyon da bunu yapıyordu. Arap Baharı adı verilen halk isyanlarında dağılıp giden despotluklar da.

Kısacası yapılanlar ve yapılabilecekler bu topraklara özgü değildir. Karşıdevrim cephesi kendi 'enternasyonalini' yaratarak ilerliyor ve 'deneyimleri' paylaşıyor. Trump, Bolsonaro, şeflik sistemi sembolleri ve diğerleri böyle bir ortak havuzdan besleniyor.

Özgürlük mücadelesi de evrensel deneyimleri toplayarak elbette bu coğrafyanın özgünlükleriyle de zenginleştirerek yol alır ki alıyor. Dolayısıyla olmakta olanlar hayatın akışı ile uyumlu.

Yine böyle zamanlarda, sıkışmadan faydalanmak isteyenler burjuva demokrasi arayışıyla öne çıkar, inisiyatif almaya çabalar. Oysa Türkiye'de bu da artık olası değil. İktidar blokuna karşı öne çıkmaya, alan açmaya çalışan blokun CHP merkezli olması hem hazin hem gülünç bu bakımdan. Onların da gençliği "tedil ve tedip" etmekten öte bir ufku yok. Onlar da rejimin kurucu ilkeleri doğrultusunda gençliği formatlama arayışında. İktidar blokunun gençlere hayt huyt eden, kibir denizlerinde yüzen tarzı CHP merkezli bu ihtimali gözden ırak tutmaya yol açmamalı.

Siyasal özgürlük mücadelesi kendi yolunu aça aça ilerliyor. Gençlik buzkıran işleviyle sınırlı isyancı bir kuvvet değil, gelecek özgür toplumun da, üstelik bugünden kurucusu. Dolayısıyla geçmişin dar deneyleriyle akıl vermeye çalışan, hareketli bir sol-Kemalist labirente itmek isteyenler hayal kırıklığı yaşayacaktır.

Karamsarlık yayanlar, umutsuzluk girdabına savrulanlar, 'devrimin güncelliği'ni anlayamayanlar halk gençliğinin özgürlük mücadelesine bakmalı. Sosyalizmi sonraki kuşaklar değil bizler hep beraber inşa edeceğiz. Her toplumsal eylem bunun imkanlarını kuvvetlendiriyor.