13 Nisan 2021 Salı

ÇEVİRİ | Temel gelir güvencesi mi, temel hizmet güvencesi mi?

Salgında geliri olmayan insanlar için Temel Gelir Güvencesi veya nakit ödemeler elbette çok önemli. Ancak daha iyi bir dünyayı, yani sosyalist bir toplumu amaçlarken hedefimiz değer yasasını, yani ücret, mal ve hizmetlerin pazarda fiyatlanması olgusunu ortadan kaldırmak ve mal ve hizmetlerin ücretsiz olduğu, daha az saatler çalıştığımız bolluk dünyasına geçmek olmalıdır. Bir reform talebi olarak dahi Temel Gelir Güvencesi insanca yaşamaya yeten bir ücret sağlayacak bir iş talebi kadar, veya ücretler korunurken çalışma saatlerinin azaltılması talebi kadar veya yüksek emekli maaşı talebi kadar iyi bir talep değil maalesef. Hele ki sosyalizm koşulları altında tamamen lüzumsuz bir talep.

Kapanmalar nedeniyle birçok insan işten çıkarılınca İrlanda hükümeti haftalık 203 Euro olan işsizlik ödeneğini 350 Euro'ya çıkardı. Benzer bir önlem, düşük ücretli işlerde çalışan her üç işçiden birinin işsiz bırakıldığı veya "izne çıkarıldığı" Birleşik Krallık'ta da devreye konuldu. Birleşik Krallık Hazine Bakanlığı işsiz kalan bu kesimin ücretlerinin yüzde 80'ini ayda en fazla 2.500 Sterlin'e kadar olmak kaydıyla ödüyor. Bu önlem tüm işsizleri kapsamasa da, şüphesiz ki İrlanda'dakinden daha cömert.

Bu hamleler bazı solculara bu ödemeleri herkes için kalıcı hale getirmek ve Temel Gelir Güvencesi'ni savunmak için bir fırsat olarak gözüktü. Bu kesimin iddiasına göre, başarılı bir Temel Gelir Güvencesi kampanyası düşük ücretlilerin gelirlerini artıracak ve işsizler, hastalar ve engellilere bir sosyal güvenlik ağı sağlayacaktır.

Peki, işçi hareketinin izleyeceği yol bu mu olmalı sahiden? Evet, acil bir durumla karşı karşıyayız ve milyonlarca kişinin işini kaybettiği veya işsizlikle tehdit edildiği yerde kira, enerji ve diğer faturaları karşılamak için hızlı ve kolay erişilebilir nakit yardımı elzem gözüküyor. Ancak Temel Gelir Güvencesi ücretlerin düşüklüğü, işsizlik, gelir ve refah eşitsizliği sorunlarını çözmek ve uzun vadede daha iyi bir ekonomi ve toplum yaratmak için işe yarayacak bir çözüm müdür?

TEMEL GELİR GÜVENCESİ NEDİR?
Temel Gelir Güvencesi, bir hükümet tarafından her yurttaşa, o kişi işsiz olsun ya da olmasın, ya da koşullar ne olursa olsun, 'temel ihtiyaçları' karşılamaya yetecek bir miktarın aylık olarak ödenmesini tarifliyor. Umut verici bir talep gibi görünüyor. Temel Gelir Güvencesi'nin sol savunucuları, bunun yoksulluğu ortadan kaldıracağını, yaşamımızda gönüllü, ev içi ve ücretli işler arasında daha iyi denge kurmaya yarayacağını ve kadınları güçlendireceğini düşünüyor.

Ancak Temel Gelir Güvencesi, bazı sağcı iktisatçılar ve politikacılar arasında da popüler. Neden? Çünkü her bir kişiye daha yüksek ücret ve sosyal yardım ödemek yerine 'temel' bir gelir ödemek, 'tasarruf etmenin, devletin ve kamu hizmetlerinin boyutunu küçültmenin, diğer bir deyişle işgücünün değerini düşürmenin ve (Marksist terimle) sömürü oranını artırmanın bir yolu olarak görülüyor. Zira bu durumda artık sosyal destek katkısı almayacak olan işçiler 'temel gelir'i aşmayacak bir ücreti (ki, bu ortalama ücretlerinden çok daha azına tekabül eder) kabul etme baskısı altında olacağından, Temel Gelir Güvencesi işverenler için bir 'ücret ikamesi' haline gelebilecek.

Buradaki asıl tehlike, temel gelir talebinin tam istihdam ve insanca yaşamaya yetecek bir ücret talebinin yerini almasıdır. Örneğin, ABD ekonomisinin yetişkin başına yılda sadece yaklaşık 10 bin dolarlık bir Temel Gelir Güvencesi'ni karşılayabileceği söyleniyor. Üstelik bu gelir her türden sosyal hakkın yerini alacak. Böylece emeklilik aylıkları da dahil olmak üzere refah devletinin yükümlülüğü yetişkin başına 10 bin dolara kadar düşürülmüş olacak.

TEMEL GELİR GÜVENCESİ VE KAPİTALİZM
Temel gelir talebi Keynesçiler ve bazı solcu iktisatçıların kamu harcamalarının 'helikopter parası' (Darphanede basılıp, hanelere 'havadan' dağıtılan para) ile finanse edilmesini savunan fikirlerine benziyor. O da aynı şekilde kapitalist üretim tarzına hiç dokunmadan kapitalizmin krizlerine bir yanıt olma iddiası taşıyor.

Temel Gelir Güvencesi'nin işçi hareketinin talebi olması gerektiğini savunanlar, bu talep zenginleri ve şirketleri daha fazla vergilendirmek ve sermaye karlılığını tehdit etmek anlamına gelse bile hükümetlerin yine de onu uygulayabileceğini düşünüyor. Yani karşımızda 'neoliberal olmayan', 'adil', emek yanlısı bir kapitalizmin mümkün olduğunu vaaz eden o bildik Ali Cengiz oyunları var yine.

Elbette ki böyle bir salgından sonra hükümetlerin sermaye karlarına halel getirecek bir Temel Gelir Güvencesi uygulamasını devreye sokmalarının hiçbir imkanı yok. Tersine, yapılan acil ödemelerle birlikte iyice artan borçları ödemek için vergileri artırmanın ve kamu harcamalarını kısmanın derdinde hepsi. Yani hükümetler emek gücünün değerini artırmanın değil, azaltmanın peşindeler.

SOL HÜKÜMET VE TEMEL GELİR GÜVENCESİ
Peki, İrlanda'da veya başka bir yerde sol veya sosyalist bir hükümet iktidarda olsaydı, bu hükümetin hedefi Temel Gelir Güvencesi mi olmalıydı? Temel Gelir Güvencesi talebi ekonominin olduğu gibi kalmasını, sadece kamu desteklerinden faydalananların sayısının arttırılmasını savunur. Oysa ekonomik adalet istiyorsak, başlangıç noktamızın daha radikal olması gerekir. Servetin 'yeniden-dağıtımı' için ücret ilişkisinden başka yollar bulmalıyız. Yani üretim üzerinde kontrol sağlayarak servetin kar için değil toplumsal ihtiyaç için tahsis edilebilmesini sağlamalıyız.

Temel gelir talebinde bir muğlaklık var. Hem otomasyon sebebiyle artan işsizliğe karşı işçilerin koşullarının iyileştirmesi için düzen içi bir savaş talep ediliyor, hem de tüm üretimin robotlar tarafından yapıldığı (ama robotların yine de özel mülkiyette olduğu) 'post-kapitalizmin' işsizler dünyasında insanlara ödeme yapılması isteniyor.

ORTAK MÜLKİYET İÇİN
Sorun, işsiz insanların kaç para alacağı değil, teknolojinin sahibinin kim olacağı meselesidir. Ortak mülkiyet altında robotlu üretimin meyveleri, çalışma saatlerinin azaltılması da dahil olmak üzere, demokratik olarak planlanabilir. Ayrıca üretim araçlarının (robotların) ortak mülk olacağı planlı bir ekonomide, ücretsiz mal ve hizmetler skalasını (salgında yaşamsallığı bariz hale gelen sağlık hizmeti ile birlikte eğitim, ulaşım ve iletişime ek olarak) temel tüketim mallarına ve ötesine kadar genişletmek mümkün olacaktır.

Amaç sadece işsizliğin 'temel gelir' ile telafi edilmesi değil, insanların daha az saatler çalışması ve daha fazla ücretsiz mal ve hizmet alması olmalıdır. Başka bir deyişle, emekçilerin talebi Temel Gelir Güvencesi değil, Temel Hizmet Güvencesi (THG) olmalıdır.

(...)

TEMEL HİZMET GÜVENCESİ
Salgında geliri olmayan insanlar için Temel Gelir Güvencesi veya nakit ödemeler elbette çok önemli. Ancak daha iyi bir dünyayı, yani sosyalist bir toplumu amaçlarken hedefimiz değer yasasını, yani ücret, mal ve hizmetlerin pazarda fiyatlanması olgusunu (yavaş yavaş veya hızlı bir şekilde) ortadan kaldırmak ve mal ve hizmetlerin ücretsiz olduğu, daha az saatler çalıştığımız bolluk dünyasına geçmek olmalıdır. Aslına bakılırsa robotlar ve otomasyon bugün bunun teknik olanaklarını sunuyor zaten.

Temel Gelir Güvencesi talebinin sorunu fazlaca basit bir talep olmasında yatıyor. Bir reform talebi olarak dahi Temel Gelir Güvencesi insanca yaşamaya yeten bir ücret sağlayacak bir iş talebi kadar, veya ücretler korunurken çalışma saatlerinin azaltılması talebi kadar veya yüksek emekli maaşı talebi kadar iyi bir talep değil maalesef. Hele ki sosyalizm koşulları altında tamamen lüzumsuz bir talep.

*Michael Roberts'ın www.rebelnews.ie sitesinde 2 Haziran 2020 tarihinde yayınlanan yazısı Olcay Çelik tarafından ETHA için kısaltılarak çevrilmiştir. İngilizce aslı şuradadır.