28 Eylül 2021 Salı

ÇEVİRİ | Küba'daki ekonomik sıkıntıları sonlandırmanın tek yolu ABD ablukasını kaldırmak

Küba 60 yıl boyunca dünyanın en güçlü ulusunun kuşatması altında yaşadı. Gıda, ilaç ve inşaat ekipmanı gibi temel mallardan yoksun kaldı. Ekonomik sıkıntıyı umursayan herkes bu ablukanın sona ermesi için çağrı yapmalıdır.

Küba'da 11 Temmuz 2021'de muhalif gruplar başta Havana olmak üzere birçok şehirde ince ince tertiplendiği belli olan gösteriler düzenledi. Olaydan saniyeler sonra, tabii ki Birleşik Krallık medyası da dahil olmak üzere, dünyanın ana akım medyası bu gösterileri tırmandırmak için tüm hızıyla harekete geçti.

Normalde bu tür bir sosyal patlama Küba'da beklenen bir şey değildir. Daha da şaşırtıcı olan, protestocuların yoğunluğunun ve şiddetinin (vandalizm, yetkililere karşı saldırganlık, kamu binalarına saldırılar), 2014 ve 2017'de Venezuela'da şahit olduğumuz gösterilerdekine ve Temmuz 2018'de Nikaragua'daki darbe denemesinde yaşananlara olan benzerliğidir.

Bu muhalif grupların Venezüella'nın iyi bilinen guarimba taktiğini (şiddet ve medya odaklı sokak kargaşaları) uyguladıkları açıktı. Protestolara, Küba genelinde devrimi savunan kitlesel seferberlikler ile anında yanıt verildi ancak bu eylemler Guardian gibi medya kuruluşları tarafından hükümet karşıtı protestolarmış gibi aktarıldı (Guardian daha sonra hatalarını düzeltti).

Sokak protestolarının başlangıçtaki nedeni, adadaki 11 milyon Kübalı'nın günlük yaşamını ciddi derecede zorlaştıran gıda, ilaç, elektrik ve yakıt kıtlığıydı. Yiyecek ve yakıt kuyrukları, elektrik kesintileri, gelir düşüşü ve genel ekonomik sıkıntılar bunun yansımasıdır.

Kübalılar Donald Trump yönetimindeki ABD ablukasının şiddetlenmesi ile giderek bozulan sosyo-ekonomik koşullar hakkında ciddi şekilde endişeleniyorlar. Biden, Obama dönemindeki iyi ilişkileri yeniden kurma konusundaki seçim vaatlerine rağmen bu durumu hafifletmek için hiçbir şey yapmadı ve ambargonun etkileri Covid-19 salgınının patlak vermesiyle çarpıcı biçimde arttı.

Pandemi, adanın ana gelir kaynağı olan turizmi büyük ölçüde etkiledi. Ayrıca ticareti aksatıp, ekonomiyi yavaşlattı. Pandeminin gelir ve gıda üzerindeki olumsuz etkilerine ek olarak, Kübalılar özellikle Matanzas'ta bir sağlık krizine yol açan ve ambargonun sonuçlarından biri olan ilaç kıtlığıyla da karşı karşıya kaldılar.

Donald Trump'ın seçilmesi, ABD'nin Obama döneminde Küba'ya uygulanan ablukayı hafifletmek için aldığı ürkek ama olumlu kararları tamamen tersine çevirmesine yol açmıştı. Trump yönetiminde ABD Küba'yı terörü destekleyen devletler listesine eklemek de dahil olmak üzere 243 tek taraflı ek zorlayıcı önlem (yani yaptırım) uyguladı ve bu da ABD'nin Küba halkına yönelik saldırganlığının acımasız ve tamamen haksız bir şekilde yoğunlaşmasına yol açtı.

Yaptırımlar Küba ekonomisini her yönden hedef alıyor. Ordu tarafından veya ordu adına işletilen işletmelerle ticareti yasaklamak; ABD vatandaşlarının bireysel olarak ve eğitim-kültür faaliyetleri için gruplar halinde Küba'ya seyahat etmelerini yasaklamak; Havana'daki ABD büyükelçiliğinde çalışan personelin çoğunu geri çekerek vize işlemlerinin askıya alınmasına yol açmak; ABD vatandaşlarının 1959'dan bu yana Küba devrimi tarafından el konulan mülkleri için Küba kurumlarına karşı dava açmalarına izin vermek; yolcu gemilerinin ve diğer gemilerin ABD ile ada arasında seyretmesini yasaklamak; Havana dışındaki Küba şehirlerine ABD uçuşlarını yasaklamak; Havana'ya özel charter uçuşlarını askıya almak ve ABD vatandaşlarının Küba hükümeti veya Komünist Partisi'yle bağlantılı kuruluşlarda kalmasını engellemek; ABD'den Küba'ya havale gönderilmesini engellemek (Örneğin Western Union adadaki operasyonlarını durdurmak zorunda kaldı); denizcilik şirketlerine ve Küba ve Venezuela'nın devlet petrol şirketlerine yaptırımlar uygulayarak Venezuela petrolünün Küba'ya akışını engellemeye çalışmak; Küba yetkililerinin Venezüella'daki insan hakları ihlallerinde suç ortaklığı iddiasıyla ABD'ye girmelerini yasaklamak bunlardan sadece bir kaçı.

Bunların hepsi, Amerika Birleşik Devletleri'nde faaliyet gösteren uluslararası işletmelerin Küba ile iş yapmasını zorlaştıran mevcut koşullara ek olarak karşımıza çıkıyor. Bu da gerçekte ablukanın sadece iki yönlü bir ilişki olmadığı anlamına geliyor. Yaptırımlar, tam olarak ablukanın 1960'da yayınlanan meşhur 499 No'lu ABD Devlet Memorandumunun hedeflediği gibi, azami sıkıntıya neden olmayı amaçlıyor:

"[Devrim iktidarına - ç.n.] iç desteği kesmenin tek öngörülebilir yolu, ekonomik memnuniyetsizlik ve zorluklar yoluyla hoşnutsuzluk yaratmak, büyüyü bozmaktır […] Küba'da ekonomik yaşamı zayıflatmak için her yola başvurulmalıdır […] Küba'ya para ve erzak akışını keserek parasal ve reel ücretleri düşürecek, böylece halkı açlığa, çaresizliğe ve nihayetinde hükümeti devirmeye yöneltecek olan, mümkün olduğu kadar ustalıkla ve göze çarpmayan biçimde tasarlanmış bir eylem çizgisi benimsemek."

2018 yılına kadar, BM Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu (ECLAC), ABD'nin Küba'ya yönelik mali ve ticari ambargosunun ülke ekonomisine 130 milyar ABD dolarına mal olduğunu bildirdi.

Covid-19 pandemisi ayrıca Küba ekonomisine çok fazla zarar verdi. 2020-2021 döneminde yabancı turist sayısı yüzde 90'ın üzerinde düşerek ekonomiyi alt üst etti. Hayati önemdeki döviz kaynağından elde edilen gelirler kesildi ve turizmin genişlemesiyle ortaya çıkmış olan hizmetler sektörü neredeyse tamamen çöktü. 2019 yılında toplam yabancı turist sayısı 4 milyon 275 bin 558 iken, 2020 yılında sadece 1 milyon 85 bin 920 kişiye düştü. Mayıs 2021'de ise düşüş ortalama yüzde 96 oldu.

Trump'ın Küba'ya yönelik yaptırım stratejisinin bir parçası olarak, ABD yetkililerinin ve stratejistlerinin bir istikrarsızlaştırma planı hazırlamadığına inanmak naiflikten öte saflık olur. ABD öncülüğündeki bir sosyal medya saldırısına paralel olarak örgütlü şiddet içeren sokak gösterileri bu planın bir kısmıdır. Yıllarca ABD'den karşıdevrim saflarına milyonlarca insan aktı. Trump'ın yönetiminde bu akış arttı. Daha geniş bir kriz anında böyle bir kalabalığın etkileri küçümsenemez boyutta olacaktır.

USAID denen korkunç kurum ve Ulusal Demokrasi Vakfı (NED) Donald Trump'ın 2017'de göreve gelmesinden bu yana Küba devrimine karşı çıkan en az 54 kuruma fon sağladı. Finansman toplamı yaklaşık 17 milyon ABD Doları tutarındaydı. Ancak ABD Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası (FOIA) kapsamında 'demokrasi inşa stratejilerinin' detaylarının ifşadan muaf tutulduğunu düşündüğünüzde, söz konusu rakamın muhtemelen çok daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz.

ABD'nin Küba'da 'demokrasi teşviki' finansmanı gizli tutuluyor ve bu fonun alıcıları ve bunu nasıl kullandıkları bilinmiyor. USAID ve NED dijital gazetecilere, 'insan hakları' tanıtım gruplarına, yurttaş katılım kuruluşlarına, hip-hop şarkıcılarına ve rapçilerine, akademisyenlere, sanatçılara vb. fon sağlıyor. 54 kurumluk bu listeye aracılar ve taşeronlar dahil değil. Yani kaç Kübalı'nın para aldığını bilmiyoruz. Ancak örneğin Directorio Democratico Cubano, 2018'de 746 aracıya ve bin 930 taşerona para ödediğini bildiriyor.

Küba'da USAID tarafından finanse edildiği bilinen 54 kurumdan biri, 2 bin 500'den fazla eylemciye 150 bin ABD dolarının üzerinde ödeme yaptığını bildirdi. Bu tür bir finansman, 11 Temmuz gösterilerinin zamanlama, yer seçimi ve şiddet konusunda gösterdiği yüksek düzeydeki homojenliği ve koordinasyonu açıklamamıza yardımcı olabilir.

Birçok Latin Amerika ülkesi gibi Küba'nın da ulusal egemenliğine yönelik bir saldırıyla karşı karşıya kalması şaşırtıcı değil. Sonuçta Batı'nın Bolivya'daki darbeye nasıl tam destek verdiğine şahit olduk. Bu tip olaylar çoğunlukla ülke içinden yürütülse de, yönetimi, örgütlenmesi ve finansmanı dışarıdan yapılır.

Bu dış odaklar USAID ve NED gibi kurumlar kadar, Marco Rubio, Ted Cruz ve Miami Cumhuriyetçi örgütleri gibi daha doğrudan ve yüksek perdeden konuşan sağcı unsurları ve kıtanın genelinde de Bolsonaro, Alvaro Uribe ve Luis Almagro gibileri de içerir. Amaçları 'demokrasi' savunucusuymuş gibi hareket etmek ve uluslararası medya için söylemler oluşturmaktır. Örneğin, Marco Rubio, Başkan Biden'a Küba'ya müdahale etmesi için çağrıda bulundu ve BLM hareketini [Siyahlarınki de Can Hareketi – ç.n.] Küba'yı destekleyen ve ABD ablukasını kınayan bir bildiri yayınladığı için kınadı.

Öte yandan, Arjantin, Bolivya, Nikaragua, Venezuela, Meksika, ALBA grup ülkelerinin hükümetleri ve aynı zamanda Lula, Dilma Rousseff, Pedro Castillo, Puebla Grubu ve Sao Paulo Forumu Küba'nın iç meselelerine müdahaleye karşı olduklarını açıkça belirttiler. Ada halkı için ekonomik koşulların iyileştirilmesinin bir ön koşulu olarak ablukaya son verilmesini talep ettiler. Yani bu konuda ilericiler ve muhafazakarlar arasındaki uluslararası saflaşmanın gayet net olduğu söylenebilir.

Ne kisve altında olursa olsun, hiçbir ABD müdahalesi Latin Amerika'ya demokrasiye benzer bir şey getirmedi. Aksine, her müdahale diktatörlükler, kitlesel özelleştirmeler ve en yoksullara karşı uygulanan acımasız şiddetle sonuçlandı. Buna karşılık birçok sorununa ve kusuruna rağmen, 60 yıl içinde Küba Devrimi dünya çapında bir dayanışma ve cömertlik feneri haline geldi. Kendi koşulları çoğu zaman zor olsa da, her zaman adalet davasını desteklemeyi taahhüt etti.

Son yıllarda Küba ve Venezüella'nın ortak tıbbi programı Mucize Operasyonu katarakt ve buna bağlı göz rahatsızlıkları olan yoksul insanlara 4 milyondan fazla ücretsiz göz ameliyatı sağladı. Küba, tıbbi enternasyonalizm kapsamında bugüne kadar "tıbbi bakım sağlama amacıyla 154'ten fazla ülkeye yaklaşık 124 bin sağlık profesyoneli gönderdi" ve Mart 2020'den bu yana 3 bin 700'den fazla Kübalı doktor, hemşire ve teknisyen İtalya dahil 39 ülkeye gitmek ve Covid-19 salgınıyla mücadeleye yardımcı olmak için gönüllü oldu.

Küba'nın sıkıntılarına uzun vadeli tek çözüm, ABD ablukasının derhal ve koşulsuz olarak kaldırılmasıdır. Dünyanın yükselttiği ve 1990'lardan bu yana her BM Genel Kurulu tarafından da dile getirilen talep budur. Bu, uluslararası hukukun talebidir, adaletin talebidir.

*Francisco Dominguez'in kaleme aldığı Tribune Magazine'de yayımlanan yazı Ali Kostas tarafından ETHA için çevrilmiştir. İngilizce aslı şuradadır.