13 Nisan 2021 Salı

ÇEVİRİ | Kapitalizm için 2021 tahminleri

Financial Times da "Gelecek için umutlu olmanın bir nedeni varsa, o da her şeyden önce geçen yıl uyum sağlama yeteneğimizi geliştirmiş olmamızdır" diyor. Allah Allah? Kapitalizm herhangi bir değişim geçirdi de haberimiz mi yok? Bilim insanları ve sağlık çalışanlarının muazzam çabaları sayesinde her yerde COVID-19 bulaşı ve ölümleri azaltıldı, aşılar rekor sürede üretildi. Ancak kapitalist ekonomi hiç de değişmedi.

Geçen yıl bu zamanlar 2020 için tahminlerde bulunduğum yazıma öngörü ile tahmin arasındaki ayrıma değinerek başlamıştım. İklim ve küresel ısınma hakkında sınanmaya açık öngörülerde bulunabileceğimizi savunmuştum. İklim bilimcileri karbon emisyonları artmaya devam ederse küresel sıcaklıkların da artmaya devam edeceğini ve sonunda iklim üzerinde zararlı değişikliklere neden olacağını öngörüyorlar (ve tahminleri doğru çıkıyor). Virologlar da bir süredir yeni patojenlerin yeni bir salgın dalgası yaratacağı öngörüsünde bulunuyorlar.

Daha zor olsa bile, benzer şekilde sosyal bilimlerde de bazı şeyleri öngörebiliriz. Örneğin Marksist iktisatta, Marx’ın sermayenin birikim yasasından ve Kar Oranının Düşme Eğilimi Yasası'ndan yola çıkarak öngörülerde bulunuruz. İlk yasa, sermayenin organik bileşiminin zamanla artacağını savunur (ve artmaktadır da). İkinci yasa ise sermaye stoku üzerinden hesaplanan ortalama kar oranının zamanla düşeceğini öngörür (ve düşmektedir de).

Ama bu, örneğin, gelecek yıl içinde neler olacağını tahmin edebilmekle aynı şey değildir. Üç gün sonra havanın nasıl olacağına dair başarılı tahminler yapabiliyor olsak da, hava tahminleri yine de kesinlik içermez. Bir ekonomide reel GSYİH büyümesinin, istihdamın, gelirlerin ve yatırımların bir yıl sonra ne kadar artıp azalacağına dair yapılan tahminlerin güvenilirliği ise haliyle çok daha az olacaktır.

Yine de, her yıl büyük ekonomilerin nasıl seyredeceğine dair tahminlerde bulunmaya çalışıyorum. Geçen yıl, çekinerek de olsa, büyük kapitalist ekonomilerin üretim ve yatırımlarında Büyük Durgunluk'tan [ç.n. 2008-2009 krizinden] bu yana ilk kez bir düşüş yaşanabileceğine dair tahminde bulunmuştum. 2009 ortasından 2019'un sonuna kadar olan dönem, gelişmiş kapitalist ekonomiler için 1945'ten bu yana yaşanan en uzun genişleme dönemiydi (Meksika, Arjantin, Brezilya ve Rusya gibi birkaç büyük 'gelişmekte olan ekonomi' ve Japonya ise bu dönemde durgunluk içindeydi). Ama bu dönem aynı zamanda ortalama reel GSYİH'in yüzde 2'den fazla büyüyemediği, yatırımların durgunlaştığı ve karların düşmeye başladığı bir dönemdi ve bu, savaş-sonrasının en zayıf genişleme dönemi oldu. 2020'de bir çöküşün yaşanabileceğine dair argümanım da bu gerçeğe dayanıyordu.

Elbette salgını öngörebilirdik, ancak COVID-19'un ne zaman ve nerede ortaya çıkacağını tahmin edemezdik. COVID salgını, önceki tüm tahminleri geçersiz kıldı. 2020, kapitalizmin tarihinin en büyük ve en kapsamlı çöküşünü yaşadığı, ekonomilerin yaklaşık yüzde 95'inin ulusal hasıla, yatırım, istihdam ve ticarette daralmayla karşılaştığı bir yıl oldu.

Sadece Çin, Vietnam, Tayvan gibi çok az ülke bu çöküşten kaçabildi.

Sonuç olarak, bir anlamda 2021 için bir ekonomik tahminde bulunmak daha kolay hale geldi diyebiliriz. Çoğu ülke bu yıl toparlanacak. Reel GSYİH'ler büyüyecek, işsizlik oranları düşmeye başlayacak ve tüketici harcamaları artacak. Bu, kısmen banal bir istatistiksel gerçektir. Örneğin bir ekonomi bir yıl içinde yüzde 10 küçülürse, yani diyelim ki 100 iken 90'a düşerse ve sonraki yıl da toparlanıp 95'e yükselirse, bu o ülkenin yüzde 5,5'lik bir büyüme yaşayacağı anlamına gelir. Ancak tabii ki bu ekonomi çöküş öncesindeki seviyesinin hala yüzde 5 altında olacağı gerçeğini değiştirmeyecektir. Kaldı ki çöküş yaşanmasaydı ekonominin belki de yüzde 2-3 büyüyeceğini varsayarsak, mevcut büyümenin normal trendin hala yaklaşık yüzde 6-7 altında olacağını söyleyebiliriz.

2021'de çoğu ekonomide yaşanacak olan şey de tam olarak budur. Aşıların (kademeli olarak) dağıtılmasıyla birlikte yaz aylarında çok sayıda insan virüsten 'korunacak' (acaba virüsün tüm varyantlarında mı?). Tabii nüfuslarını aşılamaya yetecek mali ve lojistik kaynaklara sahip olmayan 'küresel güney' belki de 2024'e kadar beklemek zorunda kalacak! Yine de G7 ekonomileri yıl ortasına kadar önemli ölçüde toparlanacaktır, en azından istatistikler böyle söylemektedir.

Ancak bu, ekonomilerin önceki ulusal üretim, istihdam ve yatırım seviyelerine geri dönecekleri V şeklinde bir toparlanma olmayacak. Yukarıda da belirttiğim gibi, 2021'in sonunda çoğu büyük ekonominin (Çin hariç) üretim seviyeleri, 2020'nin başındaki seviyenin altında kalmaya devam edecek. Aslında IMF, Dünya Bankası ve OECD büyük ekonomilerin 2022'nin sonundan önce COVID öncesi seviyelere dönmesini beklemiyor ve hatta çoğunun önceki büyüme trendini asla yakalayamayacağını tahmin ediyor (ki bu trend zaten zayıftı). Bu nedenle küresel 'toparlanmanın' şeklinin ters karekök şeklinde olacağını öne sürüyorum. Yani hasıla, yatırım ve karlılıktaki yeni büyüme trendi, önceki büyüme oranlarının altında seyredecek.

Bunun üç ana sebebi var. Birincisi, çoğu kapitalist ekonomideki "yara izi" kalıcı hale gelmiş durumdadır. 2020'deki kapanmalar sırasında birçok firma, özellikle hizmetler sektöründeki küçük firmalar tekrar faaliyete başlayamayacak ve bunların faaliyete ara vermesiyle işsiz kalanlar işlerine geri dönemeyecek. Ayrıca, tüm şirketler personel sayısını azaltmaya çalışacağından ve bu kapsamda yaşlı, yüksek ücretli işçileri tekrar istihdam etmekten kaçınacağından dolayı da halihazırda işten çıkarılmış olan birçok kişi işlerini geri alamayabilir.

İkincisi, birçok şirketin kurumsal borçlarının epeyce artmış olması onların yatırım kabiliyetlerini azaltacak. Önceki yazılarımda büyük ekonomilerde "zombi şirketlerinin" yükselişinden bahsetmiştim. COVID kapanmaları sırasında merkez bankalarının piyasaya büyük miktarda para pompalamasıyla birlikte enflasyon seviyesinin altına düşürülen faiz oranları ve kamu garantili kredi programları yolu ile şirketler borç seviyelerini keskin bir şekilde artırdı. Büyük şirketler, devletten gelen paraları istifledi veya borsada kendi hisselerini ve finansal varlıklarını geri satın almak için kullandı. Sonuç olarak birçok ülkenin borsası tüm zamanların en yüksek seviyelerini gördü. Bununla birlikte, birçok küçük şirket hayatta kalmak için sıra dışı bir şekilde borç almak zorunda kaldı. Her ne kadar borçlarını karşılamanın maliyeti düşmüş olsa da, toplam borç miktarı katlanarak arttı.

Salgının yarattığı çöküşte üçüncü bir aşamaya geçilme riski de yüksek. Çöküş, işletmelerin kapanması, seyahatlerin durması, insanların evde kalması ve hizmet sektörünün felç olması sebebiyle oluşan 'arz şoku' ile başladı. Sonra hizmetler, eğlence, seyahat ve diğer "hayati olmayan" şeyler için yapılan harcamalar düştüğü için bir 'talep şoku' oluştu. Evden çalışabilen, yüksek ücretli profesyonellerin ve büro temelli işçilerin gelirleri sabit kalırken, düşük ücretli ve işe gitmek zorunda kalan vasıfsız işçilerin işleri buhar oldu. Büyük ekonomilerde nüfusun en üst gelir gruplarında yer alanların yüzde 40'ı evden çalışma şansı yakaladı. Bu oran en düşük gelire sahip olan gruplarda yer alanların iki katı... İlk grup harcama yapmadığı için de tasarruf oranları yükseldi.

Eğer çok sayıda şirket kapanırsa (ki iflaslar artmaya devam ediyor), 2021'de çöküşün üçüncü aşaması kredi sıkışıklığı ve mali kriz olarak ortaya çıkabilir. Dünya Bankası baş ekonomisti Carmen Reinhart'ın gelişmekte olan piyasaların borçlarının temerrüde düşebileceğini (ki bizde [ç.n. ABD'de] de bu risk var) belirtmesi de bu korkuyu ifade ediyor. Reinhart, küresel güneyin "eşi görülmemiş bir borç krizi ve yeniden yapılanma dalgasıyla" karşı karşıya olduğu konusunda uyarıda bulunuyor ve "Girdaba kapılacak ülkelerin kapsamı 1930'larda bile görülmeyen seviyelerde" diyor.

Otuzlar Grubu denen bankacılar da yakın zamanda bir rapor yayınladılar ve böyle bir krizin yaşanabileceği konusunda uyarıda bulunup, bundan kaçınmak için derhal harekete geçmeye çağırdılar. Grup, "Covid-19 ekonomik krizi bugüne kadar likidite azlığı ile karakterizeydi. Eğer salgının yarattığı ekonomik gerilim devam ederse, birçok işletmenin asıl uğraşacağı şey iflaslar olacaktır" diyor. Yani, ucuz kredi bile "zombi" şirketlerin iyileşmesini sağlamak için yeterli değil artık. Zombi firmalar 2 trilyon dolar gibi eşi görülmemiş bir borç yükümlülüğü üzerinde oturuyorlar.

Bu da küresel kapitalizmde sürdürülebilir bir büyümeye geri dönme anlamına gelen V şeklinde bir toparlanma beklemiyor oluşumuzun üçüncü sebebidir. Salgında büyük ekonomilerdeki ortalama sermaye karlılığı savaş sonrası dönemin en düşük seviyesindedir.

Kriz, kapitalist sektördeki 'kuru dalları' yeterli oranda 'budamadığı' ve böylece güçlünün zayıfın yerini almasına izin verip, hayatta kalanların karlılığını artırmasına hizmet etmediği müddetçe büyük kapitalist ekonomiler Keynesçilerin 'uzun süreli durgunluk' veya benim ve diğer bazı Marksist iktisatçıların 'uzun bunalım' dedikleri duruma hapsolabilirler.

Ana akım iktisatçılar arasında 2021 için iyimser olan sesler de var tabii, tıpkı geçen Mart'ta yani salgının başında da olduğu gibi. O zamanlar bazı önde gelen Keynesçilerin söylediklerini hatırlayalım. Clinton döneminin Hazine Bakanı Larry Summers, kapanmaları turistik yerlerdeki işletmelerin kışın kapalı olmasına benzetmişti. Yaz gelir gelmez hepsi açılacak ve her şey eskisi gibi olacaktı. Bu nedenle salgını sadece mevsimsel bir olay olarak değerlendirmişti. Keynesçi guru Paul Krugman da benzer şekilde salgının yarattığı çöküşün ekonomik bir kriz değil, bir "afet hali" olduğunu düşünüyordu. Yani borçlanma yoluyla finanse edilen hükümet harcamaları kısa süre sonra ekonomiyi yeniden ayağa kaldıracaktı. Yine Clinton döneminin sözde solcu Çalışma Bakanı Robert Reich de bunun bir ekonomik kriz değil, bir sağlık krizi olduğunu ve sağlık sorunu ortadan kalkar kalmaz da normale geri dönüleceğini söylemişti.

Bugün de Financial Times yeni yıl için umut ve toparlanma mesajı vererek koroya katılmış oldu. Ekonomi yazarı Martin Sandbu 2020'de biriken ve harcamaya hazır yüksek tasarruflarla desteklenecek olan ertelenmiş talebin devreye girmesiyle 2021'de büyük bir tüketici patlaması yaşanacağını savunuyor. 2021'i, geçen yüzyılda patlamanın yaşandığı 'bereketli yirmili yılların' başına benzetiyor. Bu tahmin hatalıdır. Birincisi, 1920'ler birçok ülke için hiç de bereketli değildi. İngiltere bahse konu on yılda büyüme, yatırım ve istihdamda uzun bir bunalım yaşarken, Avrupa ve Japonya'da militarizmin ve faşizmin yükselişine zemin hazırlayan bir çaresizlik içindeydi.

İkincisi, 1920'lerde İspanyol gribi salgınının sona ermesinden sonra ABD ekonomisinde bir patlama olmasına rağmen, çalışanların büyük kısmı bundan fayda görmemişti. Ekonomik büyüme birkaç yıl hızlanmış ve borsa (şimdi de olduğu gibi) ucuz krediyle canlanan yeni zirveler görmüştü, ancak reel ücretler bir süre için, yani altı yılda sadece yaklaşık yüzde 5-8 artmıştı. Çünkü verimlilikle birlikte karlar artarken, işçilerin ücret artışı verimlilik artışının altında kalmış, yani eşitsizlik artmıştı.

Ve elbette ki, 1929-30'da borsada yaşanan Büyük Çöküş ve ardından gelen 1930'ların Büyük Buhranı ile her şey hüsranla sonuçlanmıştı. Sandbu yine de bize umut vermekten vazgeçmiyor: "1920'ler kötü bir şekilde sona erdi. Ama hazzı dizginlemek yerine onu kapsayıcı hale getirirsek bu sefer daha iyisini yapabiliriz. Kutlama zamanı geldiğinde herkes eğlenecek."

Financial Times da "Gelecek için umutlu olmanın bir nedeni varsa, o da her şeyden önce geçen yıl uyum sağlama yeteneğimizi geliştirmiş olmamızdır" diyor. Allah Allah? Kapitalizm herhangi bir değişim geçirdi de haberimiz mi yok? Bilim insanları ve sağlık çalışanlarının muazzam çabaları sayesinde her yerde COVID-19 bulaşı ve ölümleri azaltıldı, aşılar rekor sürede üretildi. Ancak kapitalist ekonomi hiç de değişmedi.

Büyük ilaç şirketleri aşı satışlarından büyük karlar elde etmeye hazırlanıyor, fosil yakıt şirketleri keşif faaliyetlerini ve üretimlerini genişletmeye devam ediyor. Şirketler her yerde işçileri işten atma ve haklarını budama derdinde. Hükümetler geçen yıl dağıttıkları teşvik ve desteklerin parasını çıkarmak için salgın azaldığında kemer sıkma politikaları yoluyla sosyal harcamaları azaltmak vergileri arttırmak zorunda kalacaklarından bahsediyorlar. Küresel ısınma yeniden başlıyor, servet ve gelir eşitsizliği değişmiyor, küresel güneyde yoksulluk kötüleşiyor ama borsalar yükselmeye devam ediyor. Alın size 2021 tahmini.

*Michael Roberts'ın The Next Recession adlı blogundan alınan yazı Olcay Çelik tarafından ETHA için çevrilmiştir. İngilizce aslı şuradadır.