13 Nisan 2021 Salı

ÇEVİRİ | Çiftçilerin tarımdaki özelleştirmelere karşı mücadelesi büyüyor

Üç Çiftlik Yasası ve 2020 Elektrik Yasası'na karşı başlatılan protestolar kısa sürede tüm ülkeye yayıldı. Tüm Hindistan Çiftçileri Mücadele Koordinasyon Komitesi’nin çağrısıyla çiftçiler 25 Kasım'da Delhi'ye yürümeye başladı. BJP liderliğindeki Haryana hükümeti barikatlar kurdu, yolları kazdı. Göstericilere tazyikli su sıktı ve üzerlerine yüzlerce göz yaşartıcı bomba attı. Yine de tüm barikatları aşan çiftçiler Delhi sınırlarına ulaşmayı başardı. Çiftçi örgütlerinin bu yürüyüşü ve on milyonlarca işçinin 26 Kasım'da dört çalışma yasasının yürürlükten kaldırılmasını talep eden genel grevi, RSS/BJP güçlerine karşı büyük bir meydan okumaydı.

Hindistan'ın tüm eyaletlerinden 500'den fazla çiftçi örgütünü koordine eden Tüm Hindistan Çiftçi-Köylü Mücadelesi Koordinasyon Komitesi'nin (AIKSCC) inisiyatifi altında Hindistan'daki çiftçiler, yürürlüğe giren üç 'Kara Yasa'ya karşı amansız bir mücadele veriyor. RSS/BJP hükümeti çoğunluk desteği olmaksızın oylamaya izin verilmeyen üst meclisi Rajya Sabha başta olmak üzere, parlamentonun her iki meclisinde ezici bir oy çokluğuyla bu yasaları yürürlüğe soktu.

Bu yasalar Tarımsal Ürün Pazarlama Kooperatifleri (APMC) aracılığıyla belirlenen taban fiyatı (MSP) üzerinden gerçekleşen destekleme alımlarına son verecek ve çiftçiyi dev şirketlerin insafına terk edecek. Çiftçiler yeni yasalar ile yürürlüğe giren özelleştirmenin kendileri için tam bir yıkım olacağından endişe ediyorlar.

Hindistan'da 60'lı yıllardan beri gıda dağıtımına dair belirli düzenlemeler yürürlükte. Ülkenin her yerinde hükümet kontrolünde olan pazarlar (APMC) var. Çiftçiler, tüccarlar tarafından aldatılmamak için ürünlerini bu pazarlara götürürler. Buralarda ürün tartılır ve açık artırma ile satılır. Hükümet ayrıca tüm vatandaşlara tayın dağıtacak bir Kamu Dağıtım Sistemi (PDS) kurmak ve her yıl her ürün için (pirinç, buğday, dal vb.) bir taban fiyatı belirleyerek bir destekleme alımı sistemi kurmak zorunda kalmıştı. 

Ancak bunlar çiftçiler ve tüketiciler için yine de yetersiz kalıyordu. Bir çok çiftçi komisyonu kuruldu. Örneğin Swaminathan Komisyonu taban fiyatının çiftçinin üretim maliyeti üzerinden yüzde 50 kar edebileceği şekilde sabitlenmesini önerdi. Aslında Hindistan Halk Partisi'nin (BJP) son seçimdeki manifestosu bunu hayata geçirme sözü vermişti. Tüketiciler cephesinde ise, uzun mücadelelerin sonucu, Hindistan Hükümeti Yüksek Mahkeme'nin kararıyla 2013 yılının Eylül ayında (Temmuz'dan itibaren geçerli olmak üzere) nüfusun üçte ikisine sübvansiyonlu gıda tahılları sağlamayı vaat eden Ulusal Gıda Güvenliği Yasası'nı yürürlüğe koymuştu. Ama bunlar da yeterli değildi. Ülkemizdeki çiftçiler hala halkın en yoksul kesimleri arasındadır ve insanlar hala açlıktan ölmektedir.

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ve diğer örgütler aracılığıyla mevcut destekleme sistemine son verilmesi yönünde hükümete hep baskı uygulayagelmişlerdir. Onlar gıdanın diğer herhangi bir meta gibi "açık" pazara tabi olmasını istiyorlar. Gıdanın serbest pazara tabi olmayan son pazar olduğunu biliyorlar ve bu pazara hakim olmak istiyorlar.

Modi Hükümeti zaten yetersiz olan mevcut destekleme sistemini bile tehdit eden yasalar çıkarmış durumda. Şimdi de dev çokuluslu gıda holdinglerinin pazara girmesine izin verecek. APMC'lerin kuralları artık pazar yerinin dört duvarı içine hapsedilecek, buralar dışında ise büyük şirketlerin borusu ötecek. Bunun çiftçiler üzerindeki etkisi yıkıcı olacak. Yağmalanacak olan sadece mahsülleri olmayacak. Aynı zamanda büyük şirketler onlara ne yetiştirmeleri gerektiğini, hangi tohumu, hangi gübreyi kullanmaları gerektiğini vb. söyleyerek onları köleleştirecek.

Bu durum sadece çiftçileri (ve elbette onlara bağımlı olan tarım işçilerini) değil, tüm işçileri ve sıradan insanları da etkileyecek. APMC'ler ve FCI gibi büyük şirketlerin ortadan kaldırılmasıyla milyonlarca işçi işini kaybedecek. Fiyat kontrollerinin kalkmasıyla halihazırda çok yüksek olan gıda enflasyonu tavan yapacak. Bunun etkisi sadece ekonomik alanda sınırlı kalmayaak. Ekonomimize hakim olan büyük şirketler ülkemizin pek demokratik dokusunu da etkileyecek. Örneğin, büyük kamu şirketleri kapatılıp özel şirketler sahaya indiğinde binlerce kamu işçisi de işsiz kalacak.

Kısacası, bu tasarılar, tıpkı çalışma yasaları gibi, Hindistan'ın bağımsızlığını ve egemenliğini tehdit ediyor, toplumun yoksul ve güçsüz kesimlerini perişan etme ve demokratik topluma dair son kalıntıları da ortadan kaldırma tehdidinde bulunuyor.

Ülkenin dört bir yanındaki çiftçiler karşı çıkınca, Kongre liderliğindeki Birleşik İlerici İttifakın (UPA) hükümeti şirketlerin baskısı altında başlattığı bu uygulamaları durdurmak zorunda kaldı. 2014 Lok Sabha seçimlerinde BJP'yi cömertçe finanse eden Ambani ve Adani gibi şirketler ile çokuluslu şirketler Modi hükümetinin iktidara gelmesine yardımcı olmuştu. Ancak BJP üst mecliste çoğunluğa sahip olmadıgı için hamlenin uygulanması ertelendi. 2020'de, salgının tam ortasında, bu üç 'Kara Yasa' ilk olarak çiftçi örgütlerine veya muhalefet partilerine danışmadan, bir kararname olarak yayınlandı. Buna karşı özellikle çiftçiler özellikle geniş bir örgütlülüğe sahip oldukları Pencap ve Haryana'da protestolara başladılar. Son olarak, aynı hükümet temelde "işe al ve kov" uygulamasını getiren ve işçilere verilen sosyal korumaların çoğunu ortadan kaldıran dört çalışma yasasına daha onay verdi. Çoğu sendika (BJP ve ortaklarıyla bağlantılı olanlar dahil) bunlara karşı çıkıyor. 26 Kasım'daki büyük grevin nedeni de buydu.

Parlamentonun bu çalışma yasalarını geçirdiği Eylül ayında çiftçilere yönelik yukarıda bahsi gecen üç yasa da aynı gün kabul edilmişti. Özellikle muhalefet o gün parlamentoyu boykot etmiş ve bir günlük protesto çağrısında bulunmuştu. Tüm muhalefet milletvekilleri süren protestolara katılmıştı. Böyle bir dönemde bu yasalar, her iki meclisten de geçirildi ve kanun haline getirildi.

Bundan kısa bir süre sonra Kararnameye karşı kurulan AIKSCC, eyalet düzeyinde kampanya yaptı ve ardından merkezi hükümetin bu yasaları iptal etmesi talebiyle mücadele başlattı. Bu sırada BJP hükümeti, elektrik sübvansiyonunu kaldırarak çiftçilere bir darbe daha indirdi ve çiftçilerin de sanayicilerle aynı parayı ödemesini öngören 2020 Elektrik Yasası'nı geçirdi. Üç Çiftlik Yasası ve 2020 Elektrik Yasası'na karşı başlatılan protestolar kısa sürede tüm ülkeye yayıldı ve Pencap ve Haryana'da eylemler büyüdü. Anayasaya göre devletin konusu olması gereken tarım alanına dair merkezi hükümetin yasa çıkarmaya kalkışması üzerine muhalefet partilerinin başını çektiği eyalet hükümetleri yasaları uygulamayacağını duyurdular. Faşist BJP hükümeti bu tepkileri değerlendirmeye almayı reddetti. Bunun üzerine AIKSC, tüm üyelerini 26-27 Kasım tarihlerinde Delhi'de toplanmaya çağırdı.

Çiftçiler 25 Kasım'da Delhi'ye yürümeye başladılar. BJP liderliğindeki Haryana hükümeti barikatlar kurdu, yolları kazdı. Göstericilere tazyikli su sıktı ve üzerlerine yüzlerce göz yaşartıcı bomba attı. Yine de tüm barikatları aşan çiftçiler Delhi sınırlarına ulaşmayı başardı. Bir Gurudwara (Sih tapınağı) yakınındaki bir yere geçmeleri istendiğinde, bunun bir açık hava hapishanesi oluşturma tuzağı olduğunu anladılar ve gitmeyi reddettiler. Çok sayıda çiftçi, soğuk havaya göğüs germek için traktörleri ve römorkları ile beraber altı aylık gıda, giysi ve yataklarıyla gelmişti. Çiftçi örgütlerinin bu yürüyüşü ve on milyonlarca işçinin 26 Kasım'da dört çalışma yasasının yürürlükten kaldırılmasını talep eden genel grevi, RSS / BJP güçlerine karşı büyük bir meydan okumaydı.

Üç tur müzakere yapılmasına rağmen, hükümet dört temel talebi kabul etmeye hazır olmadığından, AIKSCC 8 Aralık'ta bir Bharat Bandh çağrısı yaptı. CPI (ML) Red Star dahil olmak üzere tüm muhalefet partileri ve devrimci sol örgütler ile birlikte çok sayıda sınıf / kitle örgütünün desteklediği çağrıya çok sayıda işçi, öğrenci, genç, kadın katıldı. Delhi'ye giden yollar öğleden sonra saat 3'e kadar kapatıldı ve çiftçiler, işçiler ve gençler Hindistan'ın çeşitli yerlerinde gösteriler düzenledi. Buna öfkelenen İçişleri Bakanı Amit Shah, gece AIKSCC liderleriyle görüştü ve onlara yalnızca bazı değişikliklerin kabul edileceğini, ancak çiftçi karşıtı yasaların yürürlükten kaldırılmayacağını ve Elektrik Yasası'nın geri çekilmeyeceğini söyledi. Bu kibirli yaklaşıma yanıt veren AIKSCC, ülke çapında protestolar ile mücadeleyi yoğunlaştırmaya, SIM kartlar dahil tüm Jio, Reliance ve Adani ürünlerini boykot etmeye, Delhi'ye giden diğer yolları ve tüm geçiş kapılarını kapatmaya çağırdı. Bu mücadele adeta bir varlık-yokluk mücadelesi haline geldi ve önümüzdeki günlerde hükümeti çiftçilerin taleplerini kabul etmeye zorlayacağa benziyor. 

Yaşanan, Ambani ve Adani gibi yandaş sermayenin Manuvadi Hiindutva'yı ideolojik bir kılıf olarak kullanmalarına rağmen çiftçilerin tarımın özelleştirilmesine karşı başlattıkları kitlesel ayaklanmadır. Çiftçiler, tüm sonuçları göze alarak ilerlemeye karar verdiler. 14 Aralık'tan itibaren BJP ofislerinin çiftçilerin hedefi haline gelmesi, hareketi yoğunlaştıracak bir hamle olmaktadır.

Modi'nin faşist korporatif hükümeti bu hareketin bastırılabileceğini düşünüyorsa, bu büyük bir saçmalık olacaktır. Bu sadece çok uluslu ülkemizde farklı halkların birliğini zayıflatır. Bu kritik durumda, CPI (ML) Red Star, AIKSCC'nin taleplerini gerçekleştirmek için benzer düşünen tüm güçleri seferber etmeye çalışmaktadır.

*Hindistan Komünist Partisi (Marksist-Leninist) Kızıl Yıldız Genel Sekreteri

Aralık 2020’de kaleme alınan yazı Ivana Benario tarafından ETHA için çevrilmiştir.