13 Nisan 2021 Salı

Birleşik antifaşist barikatı yükseltmek için

HDP'yi ve İstanbul Sözleşmesi'ni savunma mücadelelerini hem yaymak ve süreklileştirmek hem de daha kitlesel ve daha zorlayıcı biçimlere doğru geliştirmek, bu başlangıç evresindeki düzeyden ilerlemenin, faşist şeflik rejiminin bu taarruzunu püskürtecek bir düzeye varmanın politik güzergahıdır. Öncülerin sergileyecekleri mücadele cesareti ve azminin, siyasi ve fiziki temasta ısrar edildikçe, HDP'yi kapatma davasına ve İstanbul Sözleşmesi'nden çıkış kararına tepki biriktiren kitlelere nasıl hızla bulaştığı görülecektir. Öncülerin yoğunluk kazanacak politik seferberliği, 1 Mayıs'ı, emekçilerin ve ezilenlerin HDP'yi ve İstanbul Sözleşmesi'ni savunmak için ayağa kalktıkları kritik bir mücadele momentine dönüştürecektir.

HDP'ye kapatma davası açılmasını ve İstanbul Sözleşmesi'nden çıkış kararı alınmasını takip eden günlerde, faşist politik İslamcı saray iktidarının açıkça daralmakta olan yığın tabanına cafcaflı laflardan müteşekkil yeni bir siyasi motivasyon aşısı yapma hedefiyle ve koronavirüs yasaklarının zamanlamasını kongre tarihine göre belirleme düzenbazlığıyla toplanan AKP kongresi, faşist şefin umduğu siyasi etkiyi yaratmaktan çok uzak kaldı. "Büyük kongre" ambalajlamasıyla, maliye ve adliyedeki sözde "reform"ların bıktırasıya yinelenmesiyle, "2023 manifestosu" beklentisiyle, tribün amigoluğuyla şişirilmiş kongre balonu bir günde sönüverdi. O arada, AKP genel merkez kadrosu Kürşat Ayvatoğlu'nun kokain alemindeki görüntüsünde cisimleşen gerçeklik, bu kurgulanmış sahteliğin yerini hızla alıverdi.

Lüks ve sefahat içindeki, gösterişli ve ayrıcalıklı yaşamıyla Ayvatoğlu bir simge. Faşist şeflik rejiminin had safhadaki keyfiliği ve küstahlığının, işsizlik, pahalılık ve yoksulluk ıstırabıyla dolu emekçi milyonlara kibirli karşıtlığının, yardakçılarını kayırmacılık, vurgunculuk ve yolsuzlukla kavuşturduğu şatafatlı yaşamın aşağılık bir simgesi. Artık her gözeneğinden zorbalığın ve adaletsizliğin, düşkünlüğün ve rezilliğin binbir türünün fışkırdığı, siyasi ve iktisadi çürümenin kabına sığmadığı faşist saray diktatörlüğünün alelade bir simgesi.

Aslında faşist saray muktedirlerinin eseri bu. Göreve getirdikleri siyasi danışmanların para balyaları fotoğraf karelerine sığmıyor. Basın kuruluşlarına konuşlandırdıkları siyasi tetikçilerin kalemlerinden tiksindirici bir riyakarlık damlıyor. Üniversitelere doldurdukları akademisyen müsveddeleri bilimselliğin son kırıntılarının da canına okuyor. Saraya kapıladıkları büyük müteahhitler çetesi emekçilerin kanını emmekte sınır tanımıyor. Ayasofya'ya atadıkları başimam faşist politik islamcılar haricindeki herkese durmaksızın nefret kusuyor. Ve ama bütün bunlar, diğer yandan, emekçiler ve ezilenler nezdinde faşist şeflik rejimine rıza üretme imkanlarından ne derece yoksun hale geldiklerine de işaret ediyor.

Faşist şef Erdoğan, siyasal ve toplumsal bakımdan dayandığı yığın desteğindeki hızlanan erimenin önüne geçemiyor. Bunun da ötesinde, TÜSİAD'çı ve MÜSİAD'çı sermaye gruplarının gerek faiz-döviz-kredi-enflasyon döngüsüne yaklaşımda, gerekse siyasi iktidarla doğrudan ilişkilenişte farklılaşan iktisadi ve siyasi çıkarlarını dengelemekte gitgide daha fazla zorlanıyor. Onun, ABD ve AB'yle ilişkilerde yükselmiş tansiyonu dış sermaye akımlarının artması uğruna düşürme arayışlarından halen etkili bir sonuç alamıyor olması da cabası.

Faşist şeflik rejimi, bu durumda tek esaslı çareyi, toplumsal ve siyasal hayatın bütün boyutlarında faşist devlet terörünü ve faşist psikolojik harbi tırmandırmakta, demokratik hak ve özgürlükler adına ne kalmışsa gitgide ortadan kaldırmakta, emekçileri ve ezilenleri rehin tutacak tam bir korku, umutsuzluk ve çaresizlik iklimi yaratmakta buluyor. HDP'ye kapatma davasının ve İstanbul Sözleşmesi'nden çıkış kararının odağında durduğu halihazırdaki faşist taarruz, işte saray rejiminin bu siyasal doğrultusunun en yalın ifadesi oluyor.

İşçi sınıfının, kamu emekçilerinin, kadınların, halk gençliğinin, Kürt halkının, Alevilerin, ezilen ulusal ve inançsal toplulukların, LGBTİ+'ların, emekçi köylülüğün, ekoloji savunucularının, demokrat aydın ve sanatçıların, bilcümle ezilenlerin tek çaresi ise bu faşist taarruza karşı birleşik antifaşist barikatı yükseltmekte.

Bir taraftan Newroz'da meydanları dolduran yüz binlerin HDP'yi kapatma davasına karşı çıkışları ve diğer taraftan birkaç gün içinde sayısız sokak gösterisi düzenleyen kadınların İstanbul Sözleşmesi'ni feshetme kararına karşı çıkışları, nesnel anlamı itibarıyla, böyle bir antifaşist barikatın hızla örülmeye başladığını ortaya koydu. HDP'nin yönetici kurullarının da kararlı bir duruşa yönelmeleri, kapatma davasını savuşturmak için partiyi feshetmek gibi çaresiz yöntemlere prim vermemeleri, mücadeleyi öncelikle hukuk alanında tanımlamak ya da yeni bir parti kurmaya öncelik vermek gibi politik yön kayıplarına kapı açmamaları, partiyi halkların mücadelesini büyüterek savunma hattına işaret etmeleri, bu muharebede politik mevzilenişe isabetli bir giriş yapıldığını gösterdi.

Nitekim daha başlangıçta, Newroz kitlelerinin HDP'yi savunmak için kenetlenmesi ve parti yönetiminin kapatma saldırısına karşı mücadele kararlılığını ilan etmesi, faşist taarruzda ilk gediği açmaya yetti. Anayasa Mahkemesi raportörünün usulen çeşitli eksiklerin giderilmesi için dava iddianamesinin iade edilebileceği yönünde resmi görüş belirtmesi, Anayasa Mahkemesi'nin de aynı gerekçeyle iddianameyi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iade etmesi faşist tasfiye planının öyle kolay yürütülemeyeceğinin ilk sinyali oldu. Keza, faşist şeflik rejiminin saldırgan siyasi demagogları ve psikolojik harp borazanlarının İstanbul Sözleşmesi'nden çıkış kararını ihtiyatlı bir izahatçılıkla ele almak zorunda kalmaları da sözleşmeyi savunmak için derhal eyleme geçen kadın kitlelerinin gücünün bir sonucuydu. 

Faşist şeflik rejiminin HDP'yi kapatma ve İstanbul Sözleşmesi'ni feshetme saldırısına karşı antifaşist direniş hareketinin bu 10 günlük politik ve pratik bilançosu, güçlü bir birleşik antifaşist barikatın hazır ve potansiyel dinamiklerini ve imkanlarını belirginleştiren anlamlı ve değerli bir mücadele tablosu sunmakla beraber, hayli zorlu geçmesi muhtemel bir politik muharebenin henüz başlangıç evresine aittir. HDP'yi ve İstanbul Sözleşmesi'ni savunma mücadelelerini hem yaymak ve süreklileştirmek hem de daha kitlesel ve daha zorlayıcı biçimlere doğru geliştirmek, bu başlangıç evresindeki düzeyden ilerlemenin, faşist şeflik rejiminin bu taarruzunu püskürtecek bir düzeye varmanın politik güzergahıdır.

Güncel veriler, emekçilerin ve ezilenlerin genişleyen ölçekte politik saflaşması için, HDP'yi ve İstanbul Sözleşmesi'ni savunma eksenli antifaşist mücadelenin kitleselleşmesi için büyük imkanların var olduğunu gözler önüne seriyor. Örneğin, yapılan bir anketin sonuçlarına göre, HDP'yi kapatma davası sadece yüzde 12,3'lük bir kesim tarafından olumlanırken, yüzde 71,8 oranında olumsuz karşılanıyor, hatta AKP'ye oy verenlerin bile neredeyse üçte birince meşru bulunmuyor. Örneğin, İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili olarak, spor kulübü taraftarlarından mesleki kuruluşlara, barolardan sendikalara değin alabildiğine geniş bir yelpazeden fesih kararına karşı politik beyanlar yükseliyor.

Bugünkü antifaşist savunma hareketinin mevcut öncü güçlerinin yaygın bir kitle ajitasyonunda, kesintisiz bir sokak eylemselliğinde ifadesini bulacak politik seferberliği, HDP'yi ve İstanbul Sözleşmesi'ni savunma mücadelelerinde emekçilerin ve ezilenlerin yeni bölükleriyle hızla buluşmayı, bu mücadeleleri yüzbinlerin dişe diş direnişi seviyesine çıkarmayı pekala sağlayabilir. Emekçi mahallelerinde, işyerlerinde ve işçi havzalarında, üniversite kampüslerinde ve liselerde, hatta ücra köylerde, hem HDP'yi hem de İstanbul Sözleşmesi'ni savunma komitelerinin kuruluşuna girişmekle, bu tipten sayısız lokal örgütlenmeye dayalı kocaman bir savunma ağı pekala şekillendirilebilir.

Öncülerin sergileyecekleri mücadele cesareti ve azminin, siyasi ve fiziki temasta ısrar edildikçe, HDP'yi kapatma davasına ve İstanbul Sözleşmesi'nden çıkış kararına tepki biriktiren kitlelere nasıl hızla bulaştığı görülecektir. Öncülerin yoğunluk kazanacak politik seferberliği, 1 Mayıs'ı, emekçilerin ve ezilenlerin HDP'yi ve İstanbul Sözleşmesi'ni savunmak için ayağa kalktıkları kritik bir mücadele momentine dönüştürecektir.

Güçlü bir birleşik antifaşist barikat için HDP'yi kapatma davasına ve İstanbul Sözleşmesi'ni fesih kararına dair CHP'nin nihayetinde Anayasa Mahkemesi'ni ve Danıştay'ı muhatap gösteren biçare itirazlarının, sokakta herhangi bir etkin mücadele gelişmesini engelleyici tutumlarının mutlaka aşılması gerektiği ortadadır. Bu, HDP'nin kapatılmasına karşı olan CHP yörüngesindeki emekçileri ve özellikle İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmasına karşı mücadele arzusu taşıyan CHP bünyesindeki kadınları birleşik antifaşist barikatta mevzilendirmek için de elzemdir. Zira, "zaten ilk seçimde gidecekler" diye ham hayal yayan argümanlarla antifaşist mücadele dinamiklerini burjuva parlamentarizmin nafile erken seçim politikasına tahvil etmekle uğraşan burjuva solu CHP'nin düzen içi frenlerinden özgürleşmedikçe, CHP tabanından emekçilerin ve kadınların faşist şeflik rejimine karşı kararlı bir antifaşist direnişe çekilmeleri mümkün değildir.

Antifaşist mücadelenin başlıca toplumsal ve siyasal dinamikleri, faşist şeflik rejiminin bu kapsamlı saldırganlığını püskürtmeye gittikçe hazır hale gelmekte, yayı gerilmiş bir ok durumuna geçmektedir. HDP Parti Meclisi'nin kolektif irade beyanında dediği gibi "Gün, HDP'nin ve kazanımlarının yanında durma; demokrasi, adalet, evrensel hukuk ilkeleri, insan hakları, eşitlik ve özgürlük için mücadele etme günüdür. Gün, büyük insanlık değerlerini cesurca ve kararlı bir şekilde savunma günüdür. Gün, demokrasi için ortak mücadele etme günüdür." Ya da kadınların sokakta haykırdıkları gibi "Bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok. Haklarımızdan ve hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz, bir adım bile geri adım atmıyoruz. İstanbul Sözleşmesi bizim! Var gücümüzle direnecek, var gücümüzle bağıracağız."

Günün acil görevi, kapatma davasına karşı HDP'yi ve fesih kararına karşı İstanbul Sözleşmesi'ni savunma mücadelelerini birleştirmek, yaygınlaştırmak ve kitleselleştirmek için politik seferberliği tam bir iradeyle büyütmektir. Hakeza, bu mücadelelerin öreceği birleşik antifaşist barikatı, artık her yerinden kan ve irin üreten faşist şeflik rejimine karşı ezilenlerin başlatacakları antifaşist hücumun kalkış noktası kılmak için devrimci öncü nitelikleri tam bir cüretle konuşturmaktır.

* İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 2 Nisan tarihli 6. sayı başyazısı.