13 Nisan 2021 Salı

Baharı ve özgürlüğü kazanmak

Faşist şeflik rejimi ile antifaşist mücadele güçleri ikinci muharebede iki gündemle karşı karşıya. Birincisi katliamlarla hesaplaşma ve direniş, ikincisi Newroz. 12 Mart Gazi ayaklanmasından 30 Mart Mahir Çayan ve yoldaşlarının anması kadar Mart ayında yaşanan katliamlarla hesaplaşma ve katliamlara karşı direnişi büyütme temel başlıklar olacaktır. Newroz ise her bakımdan ayırt edici bir yerde duruyor. 2021 yılı Newroz'u, HDP kapatılsın tartışmalarına yanıt vermenin, ezilen milyonları yan yana getirmenin vesilesi olmalıdır.

HDP kapatılsın tartışmalarına yanıt vermenin, ezilen milyonları yan yana getirmenin vesilesi olmalıdır. Hiç kuşkusuz hem sosyalist yurtseverler hem Türkiyeli sosyalist devrimciler bu Newroz'a özel olarak hazırlanmalıdır. Yasaklanan her yerde Newroz ateşleri mahallelerde yakılmalı, sokak ajitasyonları, meydan işgalleriyle mücadele büyütülmelidir.

Bu iki temel başlık ekseninde işçi ve emekçiler, tüm ezilen halklar düzen içi sınırları kırarak, çekilen bariyerleri aşarak, öfke ve isyanın kıvılcımlarını harlamalıdır.

Baharın gelen direniş ve özgürlük rüzgarına kapıyı sonuna kadar açmalı ve her bir gündemde faşist devletle hesaplaşmalı, her yerde Newroz ateşini isyan ateşiyle buluşturmalıdır. 

Garê yenilgisinden sonra faşist şeflik rejimi ve onun yamalı bohçası burjuva muhalefeti, kararsızlıkları, ikiyüzlülükleri ve çelişkileriyle kendine yeni konum üretme, duruma pozisyon alma çabası içinde.

Son dönem bu pozisyonda en temel gündem Kürt sorunu ekseninde HDP kapatılsın tartışmaları. Bu tartışmaların temelini, HDP'yi tasfiye etme, kitleler içinde politika yapamaz hale getirme stratejisi oluşturuyor. Bu, politik özgürlük mücadelesinin en temel halkasını kırmanın yanında, özel olarak kendi geleceğini sürdürmenin de zemini olarak görülüyor.

Faşist şef, güç gösterisi amacı taşıyan lebaleb AKP il kongreleri, seçim ve siyasi partiler yasasındaki düzenlemeler, Saadet Partisi'ni kapsayan kimi seçim ittifak arayışları ve Garê saldırısından elde edilecek zafer havasından yararlanarak baskın bir seçim ve yenilenmeyi hedefliyordu. Ancak en kritik halka olan Garê'de zafer değil hezimet oldu. Şimdi de anayasa tartışmaları ve reformlarla debelendiği krizine siyaseten çözüm arayışı içinde.

Ancak 2015 yılından bu yana faşist saldırganlığına, katliamına, polis-mahkeme-hapishane kuşatmasına rağmen yükselerek gelişen ve durduramadığı mücadele karşısında çaresizlik içinde. Artık öyle sıkışmış durumda ki en küçük bir hareketin, direnişin bile kendisini süpürüp atacağı korkusu içinde yaşıyor. Yönetememe krizi içinde debeleniyor, çare üretmeye çalışıyor.

Faşist şeflik rejimi bu durumdayken diğer burjuva blok, Garê yenilgisinden itibaren daha somut bir pozisyon alma arayışında. AKP karşıtlığına yaslanarak emekçilerin yaşadığı yoksulluğa, açlığa, işsizliğe, adaletsizliğe karşı öfkelerini sönümlendirerek kendisine yedeklemeye çalışıyor.

Örgütlü Kürt düşmanlığını Kürdistan'a yönelik her türlü işgal girişiminde devlet kodlarıyla hareket ederek sürdürüyor. HDP kapatılsın tartışmasında İYİP 'kapatma lafla olmaz icraatınızı görelim' diyerek, CHP sessiz kalarak taraf oluyor. CHP böylece, HDP kitlesini kendine yedeklemeye çalışıyor.

Ancak her iki blok bakımından temel bir pozisyon var ki, o da burjuva düzen sınırları dışına taşacak başta Kürtler olmak üzere her hareketle arasına mesafe koyma çabası ve Kürdistan'ın herhangi bir parçasının işgali girişiminde Yenikapı ruhuyla yan yana dizilme halidir.

Egemenler bakımından sadece Kürtler değil, sınırları zorlayan mücadelenin her gündemi için durum aynıdır. İşçi sınıfı ve ezilenlerin mücadelesinde düzenin dışına taşanları sınırlandırma, tasfiye etme, burjuva düzen içine çekme çabaları tam da bu amacı taşıyor.

Neredeyse bütün bu başlıklarda egemenler cephesi ve özelde de faşist şeflik bırakalım tasfiye etmeyi daha fazla öfkenin mayalandığı, mücadelenin daha fazla kitleselleştiği, yeni biçim ve araçları yarattığı bir süreçle karşı karşıya kaldı.

Emekçiler ve ezilenler cephesinde ortaya çıkan eğilim ise faşist şeflik rejiminin saldırganlığı karşısında direniş, kararlılık ve birleşik mücadele oldu. Bunu, son birkaç ayda gelişen pratiğe baktığımızda net olarak görmek mümkün.

Gökhan Güneş'in kaçırılmasına karşı verilen fiili meşru mücadele, Boğaziçi kayyumuna karşı öğrenci gençliğin direnişi, işçilerin grev, direniş ve Ankara yürüyüş ısrarı ama en çok da uzun bir süredir genişleyerek, militanlaşarak büyüyen kadın özgürlük mücadelesi ve son olarak 8 Mart sürecinde gördük.

Her türlü yasaklamaya, örgütsüzleştirmeye karşı örgütlü bir kadın hareketi, parçalı ve eşitsiz kimi yansımalarına rağmen Türkiye ve Kürdistan'da birçok kentte meydanları doldurdu, fiili yürüyüşler gerçekleştirdi, kadınların kararlılığı ve iradesini gösterdi. Faşist şeflik rejimi 8 Mart ekseninde gelişen kadın özgürlük mücadelesinin yakalayacağı eşiğin, 8 Mart'ta çıkacak kıvılcımların ortaya çıkaracağı sonucun farkında olduğu için kadın kitleleriyle karşı karşıya gelmemeyi tercih etti.

Kadın özgürlük mücadelesi yürütenlerle LGBTİ+ mücadelesi yürütenleri ayrıştırma çabası da başarısız oldu. Kadın örgütlerinin LGBTİ+ hareketini sahiplendi, LGBTİ+'lara yönelik gözaltı ve polis şiddeti karşısında direnerek yanıt verdi.

Bu yılki 8 Mart eylemlerinin en tepe noktasını oluşturan, üç devrimci kadının keyfi ev hapsi kararlarına karşı aldığı tutum oldu. Üç devrimci kadın, faşist şeflik rejiminin kadınları eve kapatarak mücadeleden uzaklaştırma amacı taşıyan kelepçelerini 8 Mart alanına çıkarak binlerce kadının haykırışları ve meşale ışıkları altında parçaladı. Bu eylem, kadın özgürlük mücadelesi yürütenlere de özgürlük ve devrim mücadelesi yürütenlere de izlenecek yolu gösteriyor.

Ev hapisleri gibi keyfi bir uygulamanın, her anlamıyla mücadeleyi pasifize etmenin, kadınları evlere hapsetmenin erkek faşist bir biçimi olan bu uygulamaya karşı kadın öncülüğü ve iradesinin sonucundaki bu eylem dönemin meşalesidir. Kelepçelerini kıran başta sosyalist kadınlar ve özgür genç kadınların çağrısı tüm emekçi ve ezilenleredir.

Şimdi hem egemenler cephesi bakımından hem de ezilenler ve işçi sınıfı bakımından duruma bakarsak gerçek bir eşikteyiz. Egemenler cephesi bakımından, yönetmeme krizinin derinleştiği ve faşist şefliğin çatırdadığı bir anda burjuva klikler kendilerine yeni pozisyon üretmeye çalışıyor.

Ezilenler ve emekçiler cephesinde de öfkenin, karalılığın ve militan mücadelenin yükseldiği bir durum var. Martın ilk muharebe anı olan 8 Mart geçildi. Faşist şeflik rejiminin, kadın hareketini zayıflatma, LGBTİ+'lar üzerinden hareketi yarma ve kitlesel bir 8 Mart görüntüsü oluşmasını engel çabası başarısız olmuştur.

Faşist şeflik rejimi ile antifaşist mücadele güçleri ikinci muharebede iki gündemle karşı karşıya. Birincisi katliamlarla hesaplaşma ve direniş, ikincisi Newroz.

12 Mart Gazi ayaklanmasından 30 Mart Mahir Çayan ve yoldaşlarının anması kadar Mart ayında yaşanan katliamlarla hesaplaşma ve katliamlara karşı direnişi büyütme temel başlıklar olacaktır. Bu gündemlerin her birine devrimci sosyalistler ve antifaşist mücadele güçleri özel olarak hazırlanmalı, kitlelerle buluşmanın araç ve biçimlerini üretmeli, havadaki öfke ve isyan rüzgarını geniş kitlelere yayabilmelidir.

Newroz ise bu yıl her bakımdan ayırt edici bir yerde duruyor. Uzun süredir Kürt halk düşmanlığı ve sömürgeci savaş politikası üzerinden kendini var eden faşist şeflik rejimi karşısında en kritik halka olacaktır.

2021 yılı Newroz'u, HDP kapatılsın tartışmalarına yanıt vermenin, ezilen milyonları yan yana getirmenin vesilesi olmalıdır. Hiç kuşkusuz hem sosyalist yurtseverler hem Türkiyeli sosyalist devrimciler bu Newroz'a özel olarak hazırlanmalıdır. Yasaklanan her yerde Newroz ateşleri mahallelerde yakılmalı, sokak ajitasyonları, meydan işgalleriyle mücadele büyütülmelidir.

Bu iki temel başlık ekseninde işçi ve emekçiler, tüm ezilen halklar düzen içi sınırları kırarak, çekilen bariyerleri aşarak, öfke ve isyanın kıvılcımlarını harlamalıdır.

Baharın gelen direniş ve özgürlük rüzgarına kapıyı sonuna kadar açmalı ve her bir gündemde faşist devletle hesaplaşmalı, her yerde Newroz ateşini isyan ateşiyle buluşturmalıdır.

* İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 12 Mart tarihli 3. sayı başyazısı.