13 Nisan 2021 Salı

Aykan Sever yazdı | Ermenistan-milliyetçiliğin açmazları

Elbette bu bir darbe girişimi olarak da nitelenebilir, fakat en azından Türkiye'de şahit olduğumuz türden bir cunta adımı değil. Ordunun iktidarı alenen ele almaya dönük somut bir hazırlığı gözükmüyor. Gelinen noktada Ermenistan halkı milliyetçiliklerden milliyetçilik beğenmeye davet ediliyor. Bunlar gerçek anlamda uzun vadede bir çıkış hüzmesi barındırmıyor. Muhalefeti ve iktidarıyla benzer açmazları temsil ediyorlar. Ermenistan'ın yenilgi psikozundan çıkabilmesi için çatışmaya değil toplumun ruh halinin yenilenmesine, aynı zamanda bakış açısı yenilenmesine ihtiyacı var.

Ermenistan'daki son gelişmeleri kısaca özetlemeye çalışacağım. Son dönemde 2. Dağlık Karabağ Savaşı'nın yarattığı yenilginin faturasını Ermeni toplumunda kimse ödemek istemediği gibi aksine daha önceden var olan iktidar çekişmelerinin aracına dönüştürüldü. Gerçekte kolektif bir yanlış yapılmış sadece faydacı bir açıdan düşünülse dahi bırakın avantajlı pozisyondayken "çözüm" için adım atmayı Dağlık Karabağ sorunu yok sayılmıştı. Bunda milliyetçiliğin yarattığı körleşmenin kuşkusuz büyük payı var. Tabii bu savaşla ilgili gerçekten bir suçlu aranacaksa savaşı motive eden güçlerin başında gelen mevcut TC yönetimidir.

Son savaşla ilgili Ermenistan tarafı öncelikle TC'nin emperyal niyetlerini, Rus yönetimiyle kurduğu ilişkinin boyutunu yeterince anlayamadı. Kafalarındaki şablonlarla dünyadaki gelişmeleri değerlendirmeyi tercih ettiler. Hatta buna güvenerek TC'deki rejimin gündeme getirmekten çok hoşlanacağı haritaların yeniden düzenlenmesini devlet ajansları aracılığıyla açıktan tartışmayı seçtiler. Bunda, muhtemelen çaresizlikten Batı'ya duyulan boş bir güven de önemli bir rol oynadı. Ayrıca Ermenistan'ın savaştaki açmazlarından biri de pozisyonlarını net olarak tarif edememeleriydi. Savaşan Dağlık Karabağ güçleri miydi, Ermenistan mı bu belirsizliğini korudu. İlaveten Ermenistan yönetimi, muhalefeti ve basını halka gerçekleri anlatmak yerine yalan söyledi.

Bir de bütün bunların üzerine korona salgını ile ilgili yönetim hataları ve ekonomik kriz binince toplumda ister istemez tepkiler oluştu. "Kadife Devrim"le tasfiye edilmeye çalışılan kesimlere adeta gün doğdu. Onlar yenilgiyi Paşinyan'a fatura etmek istedi. Bu doğrultuda uzun zamandır protestolar yapıyorlar. Son olarak geçtiğimiz cumartesi yeniden Paşinyan'ın istifası için bir kampanya başlatmışlardı. Fakat araya muhtıra olayı girdi. Elbette bu bir darbe girişimi olarak da nitelenebilir, fakat en azından Türkiye'de şahit olduğumuz türden bir cunta adımı değil. Ordunun iktidarı alenen ele almaya dönük somut bir hazırlığı gözükmüyor.

Sürecin buraya gelmesinde birçok faktör var. Bunlardan ilki, eski düzenin bürokratları diye gördüğü kesimleri Paşinyan'ın tasfiye edememiş oluşu. Bunun görebildiğim birkaç nedeninin arasında bürokrasinin direnç göstermesinin yanı sıra Ermenistan'ın yeterince insan kaynağına sahip olmayışı, ayrıca Paşinyan'ın milliyetçi-reformist yaklaşımının ufkunun sınırlılığı da var.

Paşinyan ve ekibi ülkeye hakim olan üç-beş ailenin oligarşik düzenine son verme iddiasıyla geldi. Bıkmış olan halkın büyük desteğini aldılar. Çarpık olmayan kapitalizm var mıdır ayrı mesele, fakat Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla özellikle Karabağ savaşının şekillendirdiği güç ilişkileriyle biçimlenen yağmacı bir kapitalizm ülkeye yerleşti. Bunun politik temsilcileri de benzer karakterdeydi. Buna uymayan kesimleri bazen fiziken bazen de bastırarak tasfiye ettiler. Paşinyan mevcut kapitalizme dokunmazken sınırlı ölçüde de olsa bu oligarkların bazılarını etkisizleştirdi. Bazılarının yargılamaları ise sürüyor.

Paşinyan karşıtı muhalefet milliyetçi-muhafazakar. Paşinyan da her şeyden önce milliyetçi. ABD ve AB'ye yakınlaşmaya çalışan liberal düşüncelere sahip bir politik hattı vardı. Bugün gelinen noktada bu düşüncelerden vazgeçilmiş değilse de 2. Dağlık Karabağ Savaşı sonrası bölgede ve Ermenistan üzerinde Rusya'nın etkinliği arttı. Paşinyan yönetimi bu muhtıra olayı öncesi Azerbaycan sınırını da Rusya korusun noktasına gelmişti. Şimdi ise yapılacak askeri reformlar gündemde. Paşinyan, "Bu süreçte bir numaralı güvenlik ortağımız olan Rusya Federasyonu ile daha da yakın bir işbirliği kurmayı planladığımızı vurgulamak isterim." (Agos-27.02.2021) diyerek Putin yönetiminin kendileri açısından öneminin altını çiziyor. Özetle son muhtıra olayında İskender füzelerinin kullanımı tartışmasına Rusya tepki gösterse de Ermenistan'da siyasal istikrarsızlık istemesi için Rusya'nın ciddi bir nedeni yok.

Şimdi gelinen noktada ülke bölünmüş bir bürokrasi ve toplum sorunuyla karşı karşıya. Bunu aşmak için Paşinyan hemen savaşın ertesinde bir erken seçime giderek güven tazeleyip yeniden toplumu birleştirmek için bazı adımlar atabilirdi. Bu hala mümkün. Fakat Paşinyan'ın böyle bir şeyi tercih etmemesinde bazı korkular rol oynuyor olabilir. Yoksa bugün bile yapılan anketler, mitingler Paşinyan'ın desteği azalsa da toplumun çoğunluğunun muhtemelen alternatifsizlikten ona oy vereceğini gösteriyor. Fakat her iki tarafında birbirini düşmanlaştırmakta ısrar edeceği, Cumhurbaşkanı Armen Sarkisyan'ın, Paşinyan'ın istifasını istediği Genelkurmay Başkanı Gasparlan'ı istifasını kabul etmemesi, Paşinyan'ın ısrarı ve halkı yeniden meydanlara çağırması çatışma atmosferinin derinleşmesini sağlar. Artık yönetim aygıtının yola devam edebilmesi için Cumhurbaşkanı da dahil yenilenmesi kaçınılmazlaşıyor.

Maalesef gelinen noktada Ermenistan halkı milliyetçiliklerden milliyetçilik beğenmeye davet ediliyor. Bunlar gerçek anlamda uzun vadede bir çıkış hüzmesi barındırmıyor. Muhalefeti ve iktidarıyla benzer açmazları temsil ediyorlar. Ermenistan'ın yenilgi psikozundan (Bu sorunun bir boyutunu da muhtemelen 1915 Soykırımı'nın yarattığı travmaların savaşla tetiklenen yansımaları da oluşturuyor) çıkabilmesi için çatışmaya değil toplumun ruh halinin yenilenmesine, aynı zamanda bakış açısı yenilenmesine ihtiyacı var.

Bitirirken bir yönetim değişikliği Azerbaycan-Rusya ve Ermenistan arasında yapılan 10 Kasım anlaşmasını etkiler mi sorusuna da yanıt verecek olursak, bundan düşük bir olasılık olarak söz edilebilir. Anlaşmanın bir anlamda garantörü Rusya, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) olduğu için şimdilik bu ihtimal zayıf. Ancak özellikle ABD vb. bir gücün dengeleri değiştirecek ölçüde devreye girmesiyle bu olasılık gündeme gelebilir.