3 Mart 2021 Çarşamba

Arzu Demir yazdı | 'Makbul' değil özgür kadın olup faşist iktidarınızı yıkacağız

Özlem Zengin'in "onurlu, ahlaklı kadın" diye tariflediği "makbul kadını", kadınların tüm kazanımlarını ellerinden alma savaşının ideolojik simgesi. Kadın özgürlük mücadeleci, bu kölelik gömleğinin tüm kadınlara giydirilmesinin önünde barikat oluyor. "Ahlak" kavramı, kültür, hukuk gibi ideolojik ve politik kavramdır. İktidarın "ahlaklı kadın"dan anladığı "makbul" yani "köle" kadın. Bu iktidara verilecek cevap şu; Saray'ın cinsel işkenceyi savunan Özlem Zengin gibi makbul kadını olmayacağız, aklı, yüreği, emeği, bedeni özgür kadınlar olmak, faşist iktidarınızı yıkmak için mücadele edeceğiz.

Cinsel işkence, devletin muhaliflere karşı uyguladığı bir işkence yöntemidir. İstisna ya da kendini bilmez devlet görevlilerinin hukuk dışına çıkışı değildir bu. Türk devletinin mayasında vardır. İhtiyacına bağlı olarak dozajını artırır ya da düşürür. Ama asla terk etmez.

15 Temmuz darbe girişimini fırsata çevirerek faşizmi tahkim eden Saray rejimi, gözaltında, hapishanede işkence ve kaybetme saldırılarını artırdı. Bu artan faşist saldırganlıktan da kadınların payına düşen "cinsel işkence" oldu. Şimdilik bunun en yaygın biçimi çıplak arama işkencesi. Hatırlayacaksınız, Uşak Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltında tutulan kadınlara "çıplak arama"nın yapıldığını iki ay önce HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu gündeme getirmişti. Konu kamuoyunda genişçe yer bulunca, AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, "Ömer Faruk Gergerlioğlu kadar Meclis'i terörize eden başka bir milletvekili görmedim. Türkiye'de çıplak arama olduğuna asla inanmıyorum, yok böyle bir şey" sözleriyle hem işkenceyi gizlemeye kalkmış hem de Gergerlioğlu'nu hedef göstermişti. Saray yargısı, her zaman olduğu gibi gecikmedi, HDP milletvekiline verilen hapis cezası geçtiğimiz hafta içinde onaylandı. Gergerlioğlu'nun milletvekilliğinin düşürülmesi gündemde.

Bu şekilde baskılarla, tehditlerle yok saymak istedikleri çıplak arama işkencesi ise devam ediyor. Boğaziçi direnişine destek vermek için İzmir'de eylem yaptıkları için gözaltına alınan 2 genç kadın çıplak arama işkencesine maruz kaldı. Hakkari Belediye Eşbaşkanı Dilek Hatipoğlu'na da, Sincan'dan Van F Tipi Hapishanesi'ne sevk edilirken çıplak arama işkencesi yapıldığı ortaya çıktı. Bu işkenceci devlet gerçeğini, yine AKP'li Özlem Zengin savundu. Bu kez "Onurlu kadın, ahlaklı kadın bir sene beklemez. Bu, kurgusal bir harekettir" diyerek resmen kadın düşmanlığını kustu.

Özellikle kadınlara karşı uygulanan cinsel işkenceyi, devlet adına bir kadının yok sayması, erkek devletin yönetme biçimlerinden biri. Elbette, biyolojik kadın olmak, kadın özgürlükçü olmak anlamına geliyor. Özlem Zengin, bu anlamıyla, kadınlara karşı erkek egemen devletin bir uygulayıcısı olarak konuşuyor. Daha önce de "Kadınlar gerçek manada seçilme hakkını AK Parti döneminde kullanmıştır, öncüsü de Cumhurbaşkanımızdır" şeklinde bir açıklaması olmuştu. Eşbaşkanlık nedeniyle onlarca kadın belediye eşbaşkanı hapisteyken bu açıklamayı yapmıştı. Ayrıca, Meclis'teki kadın vekil sayısının artışının nedeni HDP'nin eşit temsiliyet politikası olduğunu dünya alem bilirken, bu başarıyı da kendilerine mal etmeye kalkmıştı.

Özlem Zengin, AKP'nin 5 grup başkanvekili içindeki tek kadın. Erkek AKP'liler değil, özellikle O konuşturuluyor. Böylece aslında, iktidarın genel olarak desteğini kaybetmeye başladığı kadınlara seslenerek, onları iktidar politikalarının doğruluğuna inandırmaya çalışıyor.

Gerek Özlem Zengin'e erkek devletin yüklediği misyon gerekse de söyledikleri, Erdoğan diktatörlüğünün, nasıl bir kadın istediğinin de özeti aslında. Faşist şeflik rejimi, "makbul kadın" istiyor. Devlet, eş, baba karşısında itaat edecek, yeri geldiğinde de tıpkı Özlem Zengin gibi kölesi olduğu Saray'ı savunabilecek bir makbul kadın. Özlem Zengin'in tarif ettiği, "onurlu ve ahlaklı kadın" her koşulda makbul, yani köle kadına çıkıyor.

Türk devletinin kuruluşundan bu yana iktidarların tamamı, toplumsal cinsiyet rejimine dayalı bir politika izleyerek kadın düşmanlığını her alanda üretti. Cinsiyetçilik, militarizm ve şovenizm gibi rejimin genetik kodudur. AKP iktidarı bu devlet mirasını devralırken, güncelleyerek yeni bir düzeye taşıdı, yeni kavramlarla teorileştirdi ve buna uygun yeni kurumlar inşa etti. Örneğin, kadın özgürlük mücadelesinin en temel talebi olan "eşitlik" kavramına karşı "eşdeğerlik" gibi bir kavram ileri sürdü. Neoliberalizmin, uzlaşmaz sınıfsal çelişkileri, eşitsizlikleri gizlemek için kullandığı bu kavram, Erdoğan rejimi tarafından cins çelişkisinin üzerini örtmek için kadınların "eşitlik" talebine karşı kullanıldı.

Daha önceki hükümetler, kadın ile erkek arasındaki eşitliğe inanmadıklarını, bu dönemin yöneticileri gibi yüksek perdeden dile getirmekten hep imtina ettiler. Ancak diktatör Erdoğan başta gelmek üzere, AKP döneminin tüm yöneticileri her fırsatta "kadın erkek eşitliği"ne inanmadıklarını söylediler.

Türk devletinde doğum kontrolü ve kürtaj hakkı, kadınların kendi bedenleri hakkında verdikleri karar kapsamında değil, nüfus planlanmasının bir gereği olarak ele alındı. Kadınlardan "üç ya da beş çocuk doğurmalarını" isteyen Erdoğan da, aynı devlet geleneğini sürdürdü. Çünkü yeni toplum inşasında "güçlü aile"ye ihtiyaçları büyük. Bu ailenin kurucu unsuru "makbul kadınlar" olacak. Bu nedenle, boşanmayı zorlaştırırken, çocuk yaşta evliliklerin önünü açtılar. Müftü ve imamlara resmi nikah kıyma yetkisi verdiler. Kız çocuklarının evlendirilmesinin önü 4+4+4 Kesintili Eğitim Yasası ile zaten açılmıştı. Devamını da, çocuk tecavüzcülerini, "evlilik" yoluyla hapisten kurtaracak olan tasarıyı yasallaştırarak yapmak istiyorlar.

Bugünlerin "demokrat"ı, devrik Başbakan Ahmet Davutoğlu, bir konuşmasında, "Bizim için doğum yapan kadın hem mübarek annelik görevini yerine getiriyor hem de aslında vatani görevini yapıyor. Doğum yapan kadınlarımızın hizmeti vatani bir hizmet gibidir ve doğum süresi o yüzden memuriyetten sayılacak" demişti. Bir yandan militarizmi kutsarken, diğer yandan "makbul kadın" tarifi yapıyordu. Makbul kadın eş ve annedir. Evde sunduğu ücretsiz bakım emeği ile üretici gücün/erkeğin yeniden üretiminden, hem de yeni neslin biyolojik üretimi ile yetiştirilmesinden sorumlu, kendi istek ve tahayyülleri olmayan bir varlıktır. Ev dışında çalışması gerekiyorsa da "ev işlerini aksatmamakla" yükümlü olandır. Eğer siyasetle ilgilenecekse de Özlem Zengin'den başkası olmayandır, Saray'a kapı kulu olmaktır.

"Makbul kadın"lık, faşist şeflik rejimi için olmazsa olmazdır. Çünkü, "makbul" değil, özgür olmayı seçen kadınlar, erkek devletin mezarını kazıyor. Her türlü politik ve ideolojik saldırıya rağmen, sokakları terk etmeyen kadınlar, AKP'nin, İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme ve çocuk tecavüzcülerini "evlilik" yoluyla hapisten kurtarma planını bozdu. Elbette, iktidar, bu iki plandan tamamen vazgeçmiş değil. Bu gerçek durum, kadınların uzun soluklu bu mücadelede iki muharebeyi kazandıkları gerçeğini değiştirmiyor.

Kadın özgürlük mücadelesi, deneyimler biriktirirken, mevziler de kazandı. Örneğin, eşbaşkanlık sistemi, yerel yönetimlerdeki kadın kurumlaşmaları, mecliste HDP'nin kurduğu kadın grubu. Bunlar kadınların çok önemli kazanımları. Özlem Zengin'in "onurlu, ahlaklı kadın" diye tariflediği "makbul kadını", kadınların tüm kazanımlarını ellerinden alma savaşının ideolojik simgesi. Kadın özgürlük mücadeleci, bu kölelik gömleğinin tüm kadınlara giydirilmesinin önünde barikat oluyor. Giderek sertleşen bu mücadelede, erkek devlette mevzilenmiş kadınlarla karşı karşıya geliyor. Burada verilecek cevap, "kim daha ahlaklı" temelinde olmamalı. Nitekim, "ahlak" kavramı da, kültür, hukuk gibi ideolojik ve politik kavramdır. İktidarın "ahlaklı kadın"dan anladığı "makbul" yani "köle" kadın. Bu iktidara verilecek cevap şu; Saray'ın cinsel işkenceyi savunan Özlem Zengin gibi makbul kadını olmayacağız, aklı, yüreği, emeği, bedeni özgür kadınlar olmak için faşist iktidarınızı yıkmak için mücadele edeceğiz.