13 Nisan 2021 Salı

Arzu Demir yazdı | Faşist Akşener, kadınların yolunu aydınlatır mı?

Meral Akşener'in, "yol gösterici" olarak ilan edilmeden önce kadınlara vermesi gereken çokça hesap var. Asiye Zeybek, Akşener'in hesap vermesi gereken kadınların başında gelir. İşkence, katliam, faili belli cinayetler, üzerine bir sünger çekeceğimiz şeyler değil, Akşener'in devletin bir parçası olarak halklara, kadınlara karşı işlediği suçlardır. O nedenle ne unutacağız ne affedeceğiz.

"Fakat daha önemlisi teşkil ettiği örneklikle, sağ siyasetteki kadın politikacıların ve genel olarak bu ülkenin kadınlarının yolunu aydınlatıyor olması." Bu alıntı, Berrin Sönmez'in Gazete Duvar'da 14 Mart'ta yayınlanan "Akşener, sağ siyasetteki kadınlara çok iyi bir örnek" başlıklı yazısından. Burjuva siyaset sahnesinde cinsiyetçi sözlere maruz kalan faşist Meral Akşener, Erdoğan ve Bahçeli'ye verdiği kimi yanıtlar nedeniyle adeta kadın özgürlük mücadelesinin lideri ilan edilecek.
Ancak hayır!

Sırf tarihin şu anında Erdoğan karşıtı diye faşist bir partinin liderini, kadın özgürlük mücadelesinin öznesi haline dönüştüremezsiniz. Burjuva siyaset sahnesinde "bir erkek gibi var olması", Meral Akşener'i, erkek egemenliğinin karşısında konumlandırmaz. O bir faşisttir ve faşizmin cinsiyeti erkektir. O tepeden tırnağa erkek egemen akıl ile konuşur, hareket eder. Bahçeli ya da Erdoğan'a verdiği yanıt da bir kadın siyasetçi olmaktan öte bir faşist partinin lideri olmasından ileri gelir. "Namusuma laf eden olmadı. Edilse idi gereğini yapmak eşime ve ağabeyime düşerdi" diye düşünen, aklı, yüreği, erkek egemenliği ile zehirlenmiş, eli faşizm ile kirlenmiştir.

10 Mart 2020 tarihinde partisinin grup toplantısındaki "Türklerde kadın; töredir, öğretendir, kadını da erkeği de yetiştirendir. Türklerde kadın; akıldır, sağduyudur, toplumsal hafızadır. Türklerde kadın; devlettir" şeklindeki konuşması, tam da faşist ideolojinin kadın politikasını özetler. Faşizm kadını "annelik" içinde tanımlar ve "ulusun/devletin inşası" için anneliği güçlendirir, yüceltir. Örneğin Nazizm, anneliği, kamusal bir hizmet olarak tanımlar. Kadın, 'annelik dolayımıyla' varoluşunu tamamlar. Meral Akşenir'in de güçlü kadını "kadını da erkeği de yetiştiren anne"dir. "Bugün Türkiye'de kadın ölüyorsa, Türkiye ölüyor demektir"¹ sözü de kadını kendi başına bir varlık olarak görmediğinin kanıtıdır. Burada da kadın yine "vatan"dır, "devlet"tir. Emine Bulut katledildiğinde verdiği tepki de bir kadının hayatının çalınmasına değil "Türkiye'nin ölmesine"dir.

Meral Akşener'in, "yol gösterici" olarak ilan edilmeden önce kadınlara vermesi gereken çokça hesap var. Berrin Sönmez'in söz konusu yazısını okurken, aklımdan çıkmayan Asiye Zeybek, Meral Akşener'in hesap vermesi gereken kadınların başında gelir.

1997 yılının 22 Şubat günü evinden gözaltına alınan Asiye, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde 13 gün boyunca ağır işkencelere uğradı. Yapılan işkencelerden biri de tecavüzdü. Asiye aylarca bir kör kuyuda yaşadı, kendisine yapılan cinsel işkenceyi kimselere söyleyemedi. Ailesinin, arkadaşlarının, yoldaşlarının dayanışması ile yaşadıklarını aylar sonra anlatabildi. Sonunda da "başkalarının dili olmak" için deneyimini "İşkencede Bir Tecavüz Öyküsü"² kitabı ile kadınlarla paylaştı. Asiye'nin nasıl bir azaba maruz bırakıldığını anlatmak için kitaptan birkaç alıntı yapmak istiyorum:

"Tecavüze uğradığımı hafızamdan silmeye çalışıyorum. Çok zor oluyor ama zaman zaman başarıyorum bunu. Garip bir şekilde hep çocukluğum aklıma geliyor ya da en küçük kardeşim. Belki de yıllardır hatırlamadığım ayrıntılar."

"Sonsuzluk gibi bir karanlığın içindeyim. Benimle konuşan içimdeki diğer ben bile yok artık. O bile terk etti beni."

Asiye'nin yanı sıra aynı operasyonla gözaltına alınan Sultan Seçik ve Birsen Kaya da çok ağır işkencelere maruz kaldı. Sevgili Sultan'ı çok genç yaşta kanser hastalığı nedeniyle kaybettik. Toprağı bol, devri daim olsun!

Kadın sosyalistlere bu işkenceler yapıldığında, Meral Akşener, Refah-Yol koalisyon hükümetinin İçişleri Bakanı'ydı ve polis teşkilatı kendisinden soruluyordu. Susurluk kazasının ardından 8 Kasım 1996 tarihinde İçişleri Bakanlığı görevini, kontrgerilla şefi Mehmet Ağar'dan devralmış ve 30 Haziran 1997'ye kadar sürdürmüştü.

Bu işkencenin üzerinden 25 yıl gibi uzun bir geçmiş olabilir. Ancak hesabı görülmediği için kapanmayan bir yaradır. İşkence, katliam, faili belli cinayetler, üzerine bir sünger çekeceğimiz şeyler değil, Meral Akşener'in devletin bir parçası olarak halklara, kadınlara karşı işlediği suçlardır. O nedenle ne unutacağız ne affedeceğiz. Meral Akşener, bunların hesabını tek tek vermek zorundadır. Erdoğan'ın karşısında üstlendiği "muhalefet liderliği" O'nu işlediği suçlardan azade kılmaz. Kendisi yıllar sonra bile "tarihin en uzun, en geniş, en kapsamlı sınır ötesi harekâtına imza atmış bir bakan" olarak övünmektedir. "Bu ülke için, bu milletin birliği beraberliği için bir şey yapılması gerekiyorsa yapmışımdır, sorumluluğunu da sonuna kadar alıyorum"³ sözleri, yaptıklarından en küçük bir şüphe bile duymadığını göstermektedir.

Meral Akşener, dışında kaldığı devletin yeniden bir parçası ve devlet olmak için Erdoğan'a muhalefet etmektedir. O'nun tüm demokratlığı iktidar oluncaya kadardır. Kadın bilincinin sınırı da "erkek gibi siyaset erbaplığı" kapsamındadır. Bu nedenle, ne kadınlara yol gösterici ne de kız kardeş olabilir.

(1) 10 Mart 2020 tarihle partisinin grup toplantısında yaptığı konuşma
(2) Kitabı Ceylan Yayınları okurla buluşturdu
(3) 28 Nisan 2016 tarihli Balıkesir konuşması