13 Nisan 2021 Salı

Arîn Çîya yazdı | 'Andımız': Türk ırkçı faşizmin tomografisi

Cumhuriyetin kuruluşundan beri giderek kemikleşen mayasını ırkçı asimilasyonculuktan alan Türkçü vatancılık Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerini emperyalizmin mali ekonomik sömürgesi olan burjuva sömürücü düzene ve faşist rejime bağlayan en elverişli kayıştır. "Andımız"ı savunmak yalnızca bu bağlantı kayışını sağlamlaştırmaya hizmet eder.

1933 yılında uygulamaya konulan "andımız" 1972 ve 1997'de iki kez yapılan kimi değişiklik ve eklemelerden sonra 2013 yılında yürürlükten kaldırıldı. Faşist Türk Eğitim Sendikasının yaptığı itirazını Danıştay 2018 yılında kabul etti. Mart 2021'de Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 8. Dairenin 2018'deki kararını iptal ederek, "andımız"ın okullarda okutulmasının mecbur kılınmasına son verdi.

MHP, İP bir yana CHP bu ırkçı faşist uygulamaya bir kez daha tereddütsüzce sahip çıkarak "andımızın her kelimesi… bu milletin yüreğinden ve ruhundan silinmeyecektir. Andımız okullarımıza geri dönecektir" teminatı verdi.

HİTLER, MUSOLİNİ VE M. KEMAL'İN ANT'LARI
Almanya'da Hitler döneminde öğrencilerin her gün on dakika Hitler'in resimleri önünde selamlamada bulunması zorunluydu. Yine bütün öğrencilerin üye olmasının mecbur kılındığı faşist öğrenci birliklerinde "Führer'e adanmış kanımın her damlasıyla; ben tüm enerjimi ve gücümü Adolf Hitler'e ve ülkeme adayacağıma yemin ediyorum" andı okutuluyordu.

Musolini İtalya'sında da benzer bir yemin metni vardı. Bu yeminde, "Tanrının adıyla ben liderimin bütün emirlerini yerine getireceğime, gerekirse bu uğurda kanımın son damlasına kadar mücadele edeceğime yemin ederim, yaşasın faşist devrim" deniliyordu.

Dönemin ırkçı faşist Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip tarafından yazılan ve M. Kemal tarafından onaylanarak okullarda okutulması mecbur kılınan yemin metni ise şu biçimdeydi: "Türk'üm, doğruyum, çalışkanım. Yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun."

Her üçünün hem biçim hem de içerik olarak faşist niteliği ile birbirine benzerliği apaçık ortada. M. Kemal'in heykeli önünde askeri bir nizama sokulan öğrencilere zorla bağırttırılan "Andımız"ın ise ırkçı niteliği çok daha göz çıkartıcıydı. Kürt, Arap, Çerkes, Roman, Pomak, Laz, Abhaz, Ermeni, Rum, Arnavut çocuklarına "Türk'üm" dedirtiliyor, "budun"u yani Türk soyunu özlerinden çok sevmeleri dayatılıyor, bu da yetmiyor, varlıklarını "Türk varlığına armağan" etmeleri isteniyordu.

IRKÇI TÜRK ULUSÇULUĞUN ÖZGÜN NİTELİĞİ
Türk soyunun üstünlüğüne dayalı ırkçılık Hitler döneminin Germen soyunun üstünlüğüne dayalı ırkçılığına benzerdir. Buna karşın Türk ırkçılığı yalnızca başka ulusları, kavimleri aşağılamakla kalmaz, onları yok eden zorla "Türkleştirme"ye tabi tutan, ulusal ve kavimsel varlıklarını yok etmeyi amaçlayan asimilasyoncu bir ırkçılıktır.

"Andımız" bu asimilasyoncu ırkçılığın en tipik örneklerinden biridir. Bu yalnızca Türk öğrencilere okutulan bir ant olsaydı Hitler Almanya'sındaki ırkçı ulusçuluğun Türk usulü tezahürü olurdu. Oysa "Andımız" sadece Türkleri diğer uluslar karşısında yüceltmiyor, başka uluslar inkar ediyor, beyinlerini yıkayarak onları cebren "Türkleştirmeyi" esas alıyordu. Kürt, Laz, Çerkes, Arap, Abazha, Roman, Pomak, Gürcü yoktu, bunların dili, kültürü yoktu, hepsi "Türk'tü", olduğu kadarı ile farklı dil ve kültürler, Türklerin en ilkel, feodal, cahil bir başka deyişle aşağı tabakasını temsil ediyordu, dolayısıyla bunları ortadan kaldırmak burjuva modernleşmenin bir gereğiydi. Türk olmayanlar ya da Türklüğü kabul etmeyenler ise dönemin faşist Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt'un belirttiği gibi ancak Türklerin hizmetçisi olabilirlerdi. Bu ırkçı asimilasyoncu politikaya en baştan itibaren itiraz eden Kürtler kitlesel katliamlar, sürgünlerle soykırımdan geçirildi fakat Türk soyundan gelmeyen bütün diğer halklar da dilleri ve kültürleri yok edilerek başka türden bir ulusal soykırıma uğratıldı.

KEMALİST IRKÇILIK NASIL İNKAR EDİLİYOR
Kemalist Türkçülüğün ırkçılık içermediği, farklı kültürleri tek bir ulusal üst kimlikte buluşturmayı amaçladığı belirtilir. Bu gerçek dışı ve sahtekarca bir savunudur. "Andımız" Kemalist ırkçı asimilasyonculuğun örneklerinden biridir yalnızca. 1924 Anayasası'nda başka ulusların, dillerin, kültürlerin varlığını inkarla resmi bir nitelik kazanan bu ırkçı asimilasyonculuk, M. Kemal'in 1927'deki Gençliğe Hitabe'de belirttiği "muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur"la ırkçı rengi çok daha belirgin biçimde ortaya konmuş, 1930'ların ilk yarısında Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi ile tam bir faşist saçmalık boyutuna vardırılmıştır. Türk Tarih Tezi'nde Türklerin Asya'dan Mezopotamya'ya, Avrupa'dan Amerika'ya kadar dünyadaki bütün medeniyetlerin kurucusu olduğu iddia edilmiştir. Sümerler, Hititler, Grekler, Hunlar, Moğollar değil yalnızca, Amerika'daki İnka ve Maya medeniyetleri de Türklerin eseridir. Akıldışılık bununla bitmez, iki yüz bin yıl önce kaybolduğu varsayılan Mu kıtasında Türklerin yaşadığını ileri sürecek kadar gerçeklikten uzaklaşılmıştır. Güneş Dil Teorisi de benzer içeriktedir. Dünya'daki belli başlı dillerin Türkçe'den geldiği savlanır. Türkçe'nin Hint-Avrupa dil grubuyla uzaktan yakından ilgisi olmamasına karşın bu dil gurubunun kaynağının Türkçe olduğu belirtilmiştir. Tıpkı Tarih Tezi'nde yapıldığı gibi İnka ve Maya dillerinin kökeninin Türkçe olduğu dahi ileri sürülebilmiştir.

Bu akıldışılık ve gerçeklikten kopukluk tesadüf değil bilinçli bir çabadır, Türk ulusal egemenliğini Türk olmayan halklara zorla kabul ettirmek kadar Türk olanlara da üstün ırktan geldiklerine ikna etmek gerekiyordu. Böylece diğer halklar soykırımcı ırkçı asimilasyona tabi tutulurken Türkler ırkçı aptallaştırmaya maruz bırakılıyordu. Aptallaştırarak dünyadaki bütün medeniyetlerin kurucusu ve bir tekinin dünyaya bedel olduğuna inandırılan Türk ve Türklüğe asimile edilen diğer halklar için artık bundan başka bir gerçeklik yoktu.

IRKÇI ASİMİLASYONCULUĞUN TARİHSEL SÜREKLİLİĞİ
1972'deki Askeri faşist cunta hükümeti döneminde "Andımız" bazı değişikliklerle yeniden düzenlendi. Bu değişiklikle "bund" yerine "millet" kondu. "Bund" açık biçimde aynı soydan gelmeyi ifade ediyordu, "millet" denilerek metnin ırkçı niteliği biraz olsun gizlenmek istendi. Ne var ki ırkçı, soykırımcı M. Kemal "Ulu Atatürk" tanımıyla metne eklenmekle kalınmıyor, ırkçılığın en pespaye içeriğini simgeleyen "Ne Mutlu Türküm Diyene" cümlesi ile "Andımız"daki ırkçılık yeni bir düzeye çıkarılıyordu. Örneğin, ulusal varlığını kimliğini inkar eden, ulusal önderlerini darağacına gönderen, köyleri, kasabaları içindekilerle diri diri yakma, Zilan vadisinden Munzur ırmağına Kürtleri kan deryasında boğma emri veren M. Kemal'in Kürt öğrencilerce "Ulu Atatürk" olarak kutsanması isteniyor ve Türklüğe asimile oldukları için mutlu olmaları emrediliyordu. Bir Ermeni'ye, bir Kürt'e, bir Gürcü'ye, bir Arap'a ve diğerlerine "Ne Mutlu Türküm" diye bağırttırmak 1930'lardaki ırkçılığın koyulaşarak sürdüğünü gösterir.

1997'deki değişiklik daha önemsizdir. "Ulu Atatürk" "Ey Büyük Atatürk" halini almıştır. Kürdün Lazın, Çerkesin, Abhazın, Gürcünün ve yukarıda anılan ve anılmayan diğer halkların "varlığını Türk varlığına armağan" etmesinin ve Türklüğe asimile edildikleri için mutlu olmalarının istenmesi ırkçı asimilasyonun tarihsel sürekliliğini kanıtlar. Irkçı asimilasyonculuk burjuva Türk ulusçuluğunun ideolojisi ve varlık biçimidir. Türk ulusundan gelenler de "üstün ırk, ulus" olduklarına inandırılarak Türk burjuvazisi tarafından kolayca yönetilmekte ve yönlendirilmektedir. Türk burjuvazisi yalnızca Kürt ulusunun isyanını ve diğer halkların potansiyel direnişini yok etmek için değil Türk emekçilerini kolayca sömürmek için ırkçılığa sıkı sıkıya sarıla gelmiştir.

ULUSAL DİRENİŞ IRKÇI SİSTEMDE GEDİKLER AÇTI
"Bir Kürt'e her gün ben Türk'üm dedirtiyorsunuz. Bu tek tipçi, buyurgan kısmen faşist bir zihniyetin yansıması olarak uygulanmış… Siz Türklüğün değerini Kürtlüğü bastırarak yükseltemezsiniz." Bu sözler 2013'deki Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan'a ait. Ona bu sözleri söyletmeye mecbur bırakan kırk yıla yakındır süren Kürt ulusal direnişidir. Sömürgeci faşist devlet bu direnişi tasfiye etmek için bazı adımlar atmak zorunda kaldı. "Andımız"ın 2013'de kaldırılması daha önce Kürtçe dilinde yayın serbestliği gibi Kürt ulusal isyanının bir yan ürünüydü.

Ne var ki Türk burjuva devletinde ırkçı asimilasyoncu harç öyle yoğundur ki verilecek sıradan tavizlerde bile ırkçı temeller üzerine inşa edilen Türk ulusalcılığının yerle bir olmasından korkulmaktadır.

Danıştay'ın son kararının ardından bilhassa politik kimliğini Kemalizm savunuculuğundan alan burjuva sol aydınlar ve partilerin düşünce dünyasındaki ırkçı Türkçülük bir kez daha en berbat biçimiyle zuhur etti. Cumhuriyetin kuruluşundan beri giderek kemikleşen mayasını ırkçı asimilasyonculuktan alan Türkçü vatancılık Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerini emperyalizmin mali ekonomik sömürgesi olan burjuva sömürücü düzene ve faşist rejime bağlayan en elverişli kayıştır. "Andımız"ı savunmak yalnızca bu bağlantı kayışını sağlamlaştırmaya hizmet eder.

Türkiye işçi sınıfı Kürt ulusal özgürlük mücadelesi ile birleşmezse kurtuluşunu asla gerçekleştiremez. Türkiye'de ezilenlerin sınıfsal kurtuluşu Kürt ulusal kurtuluş mücadelesine sıkı sıkıya bağlıdır. Aksi takdirde ırkçı asimilasyondan kaynağını alan şovenizm ve sosyal şovenizm Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerinin bilincini esir almaya devam edecektir.